1. Ana Sayfa
  2. Osmanlı Tarihi
  3. İstanbul’un Fethi

İstanbul’un Fethi

İstanbul’un Fethi, 6 Nisan 1453 tarihinde başlayan kuşatmanın sonucunda nihayet 29 Mayıs 1453 tarihinde Osmanlı Padişahı II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed) komutasındaki ordunun Bizans İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’u fethetmesidir. Fetih kararını önceden beri düşünen II.Mehmed,  II.Murad Edirne’de ölünce yerine geçen büyük oğlu II. Mehmed (18 şubat  1451), İstanbul’u fethetmek için çalışmalara başladı. Bizans’ta bir süre önce saltanat değişikliği olmuş, ölen imparatorun yerine oğlu Dragases (Dıraçlı) diye de ün kazanan Konstantinos XI Paleologos geçmişti (6 kasım 1449). Bu sırada, Bizans imparatorluğu, Osmanlı Devletinin gittikçe genişlemekte olan toprakları arasında sıkışıp kalmıştı. Bütün imparatorluk, Marmara kıyısındaki Silivri kalesi, Vize ve Misivri gibi bazı kasabalar ve İstanbul’dan ibaretti. Bu kale ve kasabaların Osmanlı hakimiyetine henüz geçmemiş olması onların direnmesinden değil, bazı rastlantıların sonucuydu. O zamana kadar yapılan her kuşatmada bir engel çıkmış ve İstanbul alınamamıştı. II.Mehmed’in, tahta ilk çıktığında (1444-1446) en büyük düşüncesi İstanbul’u almaktı. Ona göre, Anadolu ve Rumeli ancak bu yolla birbirine bağlanabilirdi. Padişahın tahta çıkışından sonra, Bizanslılarla ilk temas Edime’ye tebrik için gelen XI.Konstantinos‘ın elçileriyle yapıldı. Daha sonra, şehzade Orhan için verilen verginin arttırılması konusunda bir Bizans elçisi geldi.

İstanbul’un Fethi – İstanbul Şehir Tarihi 

 Rumeli Hisarının Yapılması

II.Mehmed , Karaman seferinden dönüşünde, İstanbul’u zaptetme kararını aldı. Güzelcehisar (Anadoluhisarı) karşısında Boğaziçi’nde, Boğazkesen (Rumelihisarı) hisarını yaptırdı. Böylece, Karadeniz’den gelecek yardıma engel olmak istiyordu. Mora’dan gelebilecek tehlikeye karşı da akıncı beyi Turhan Beyi görevlendiren genç padişah, Galata Cenevizlileri ile de bir antlaşma yaptı.

II.Mehmed, kışı Edirne’de gerekli hazırlıklarla geçirdikten sonra (1453) Rumeli beylerbeyi Dayı Karaca Beyi, Ankhialos (Ahıyolu), Mesambia (Misivri), Vizia (Vize) gibi kalelerin alınması için görevlendirdi. Aynca İstanbul yakınlarında henüz Bizanslıların elinde bulunan Hagios Stephanos (Yeşilköy) ile Bigados’u (Müderris köyü) ele geçirdi. Bütün bu hazırlıkları gören İmparator XI.Konstantin , surların o­narımına önem vererek çevredeki mezarlıkların taşlarına ve çeşitli malzemeye elkoydu. Sakız piskoposu ile kuşatma sırasında İstanbul’da bulunan Leonardo, Osmanlı başarısının kolay olmasının sebebini surların acele onarılmasına bağlarlar. Öte yandan İmparator genç padişaha yeni bir elçi göndererek ona candan bağlı olduğunu bildirdi, ayrıca “Şehrin senin eline geçme­sini Allah isterse, buna kim engel olabilir?  Eğer Cenabı Hak sana barış yapmak dileğini ilham ederse, bundan dolayı pek mutlu olurum. Başkentimin kapılarını kapatıyorum. Milletimi kanımın son damlasına kadar savunacağım” anlamında bir de mektup yazdı.

Rumeli Hisarı
Rumeli Hisarı

İstanbul’un Fethinde Bizansa Yapılan Yardımlar

Bu sırada Fatih’in İstanbul’un fethini önlemek için Bizans’a birtakım yardımlar ve yardımcılar geliyordu. Zacharia Guliani ve Gabriel Trevisani yönetiminde Karadeniz’den gelen venedik kadırgaları bunlar arasındaydı. Ocak sonlarında ceneviz amirali Juanni Juistiniani – Longus’un İstanbul’a gelişi büyük sevin uyandırdı. Juistiniani, savunma çalışmalarına katıldı, topları, savunma araçlarını surların en elverişli noktalarına yerleştirdi. Martın sonlarında Tekfur sarayı yakınlarında bulunan ve sonradan dolan geniş hendek tekrar açıldı. 

Buradaki sırların bir kısmında, ok mazgalları ve hendek olmadığı için yeniden hendek kazıldı. İmparator, bu işle Azak’tan gelen kadırgaların kaptanı Alvasio Diyego’yu görevlendirdi. Bu iş İmparatorun da gözetimi altında Mart sonlarında bitirildi. Juistiniani’nin paralı askerleri kara sularının en önemli noktalarını savunmak için görevlendirildi. Şehrin bu tarafındaki belli başlı kapılardan dördünün korunması, Venedikli ve cenevizli 4 kumandana verildi. Bunlar Catarino Contarini,Nicolo Mocenico, Faliruzzi Corter ve Sinyor Dolfino idi. Bizans savunmasına katılan Venedikli ve Cenovalı İtalyanların sayısı, İmparatorun özel danışmanı Phrantzes’in tuttuğu deftere göre , 2.000 kişi kadardı.

Bunlarda başka bir miktar Giritli, İspanyol ve bir kuleyi koruyan şehzade Orhan’ın yanındaki ücretli Türk askerri (Turcapol) bulunmaktaydı. Savunma kuvvetlerinin dağıtılmasına İmparator Juistiniani yardım ediyordu. İmparator karargahını Lykos vadisinde (Bayramdere) kurdu, büyük harp meclisini topladı. Venedikli Bartolomeo Soligo karşıdan karşıya o meşhur zinciri gerdirerek yabancı gemilerin Haliç’e girmesini önledi (2 nisan). Saint Eugene kulesi ile Tophane’deki Mumhane burnunun bulunduğu yerdeki Galata surları arasına gerilen bu zincir, Bizans ve İtalyan gemilerini koruyacaktı.

İstanbul’un Fethinde Türk Ordusunun Büyüklüğü

II.Mehmed, bütün kışı Edirne’de hazırlıklarla geçirdi. Anadolu ve Rumeli‘deki bütün silahlı kuvvetlerini Edirne’de topladı. Mart sonlarında hazırlıklarını bitirdi. Batı kaynakları Türk ordusunun miktarını bir hayli kabarık gösterirler. Mesela, Leonardo, Türk ordusunun 300.000. Phrantzes. 258.000, Chalkokonyles, 300.000, Dukas, 200.000 kişi olduğunu ileri sürerler. Dursun Bey, Aşık paşazade gibi Osmanlı kaynakları ise rakam vermezler. Türk – İslam dünyasının her tarafından gelen şeyh ve dervişler, bazı tarikat pirleri Osmanlı ordusunda yer almış, Akşemseddin, Molla Gürani, şeyh Sinan gibi şeyhler ve bilginler kuşatmaya manevi bir kuvvet katmıştır. Aydınoğlu ve Karamanoğlu tarafından gönderilen kuvvetler ile gönüllüler.

Fethin bütün Türk ve İslarn dünyasınca kutsal bir amaç sayıldığını göstermiştir. Ayrıca, sırp despotu George Brankovitch de küçük bir askeri birlik göndermiş Macar, Ulah, Alman, Latin hatta Rumlar Osmanlı ordusunda görev almışlardı. Bu arada macar (erdelli) veya ulah aslından olan Urban, mimar Muslihiddin gibi uzmanlar Edirne’de muhasara için büyük toplar döktüler. Edirne’de ve başka imalathanelerde birtakım hücum ve taarruz silahları hazırlandı . Büyük toplar iki ay içinde Karaca Beyin kumandasındaki kuvvetlerin himayesinde ve öküzlere çektirilerek İstanbul surları önüne getirildi.

İstanbul'un Fethi
İstanbul’un Fethi

İstanbul’un Fethi İlk Topun Ateşlenmesi ve Savaşın Başlaması

Ordu, surların 6 km uzağında toplandı . 2 Nisanda savaş alanına gelen padişah, 5 Nisanda Lykos vadisinin solundaki tepenin üzerine, St. – Romain kapısı (Topkapı) ile Edirnekapı’nın arasına, daha önce Musa Çelebi’nin bulunduğu yere otağı hümayununu kurdurdu. Muhasaranın ilk günlerinde, padişah, Marmara sahilinden Haliç’e ve Haliç’in kuzey kıyısına kadar uzayan deniz surlarını uzaktan denetledi. Son defa, bir geçit töreni yaptırarak, kuvvetlerin ne şekilde dağıtacağını kumandanlara gösterdi. Kumandası altındaki askeri Beyoğlu ve Kasımpaşa sırtlarına yerleştiren Zaganos Paşa, bugünkü Hasköy ile karşısındaki surlar arasında bir köprü kurdurmaya başladı. Rumeli beylerbeyi Dayı Karaca Paşa, muhasara ordusunun sol kanat kumandanlığına, Anadolu beylerbeyi İshak Paşa ile Mahmud Paşa da Topkapı’dan Yaldızlıkapı’ya ve Marmara sahilindeki Mermer kuleye kadar uzanan kısmın kumandanlıklarına getirildiler. Edirnekapı’dan Topkapı’ya kadar uzanan merkez kısmının kumandası ise padişahın ve sadrazam Çandarlı Halil Paşa‘nın emrinde bulunuyordu. Burası genellikle surun en zayıf noktası sayılıyordu.

Kuşatma toplarının kesin sayısı ve surların karşısında nerelere yerleştirildiği konusunda ileri sürülen görüşler birbirini tutmaz. Bizans İmparatoru özel danışmanı Phrantzes, her biri dört büyük toptan kurulu 14 bataryanın bulunduğunu yazar, bir çok tarihçiler bu görüşü benimsemiştir. Büyük topların yanında, arbalet denilen başka bir çeşit silah ve uzun demir toplar da vardı.İstanbul’un Fethi 6 Nisanda, büyük topun ateşlenmesi ile başladı.Bir taraftan mancınıklar taş yağdırıyor,  tirendazlar ok savuruyor, kale bedenlerinde gedik açılmasına çalışılıyordu. İlk günlerde bu gayretler olumlu sonuç vermedi, surları savunanlar açılan gedikleri hızla onardıkları gibi rum ateşiyle sıralara yaklaşılmasını da engellediler.

İstanbul’un Fethi İlk Genel Saldırı ve İlk Deniz Savaşı

9 Nisan’da Bizanslılar Haliç’te bazı yeni tedbirler almak gereğini duydular. Limanı kapayan zincir boyunca, 10 büyük gemiyi savaş durumuna soktular. II.Mehmed bu durumda büyük topların kullanılışında bazı değişiklikler yaptı. 12 Nisan’da Baltaoğlu Süleyman Bey kumandasındaki Türk donanmasının Gelibolu’dan hareketle Marmara’ya sonra da Beşiktaş önlerine gelişi, Bizanslıların maneviyatını kırdı. 12-18 Nisan günlerinde gece gündüz devam eden bombardımanın dışında, büyük bir hareket olmadıysa da bütün kara surları boyunca gedikler açıldı. Bu yüzden II.Mehmed(Fatih Sultan Mehmed) , 8 Nisan da ilk genel saldırı emrini verdi. Okçulardan mızraklı ve zırhlı askerlerden kurulu birçok birliği surun üzerine sürdü. Bu askerler hendeğin yıkılmış olan noktalarından saldırıya başladılar. Böylece başlayan saldırı güneş battıktan sonra, gece yarısına kadar devam etti. Baştan ayağı zırhlı bulunan Justiniani ve öteki savunucular bu saldırıya büyük gayret sarfederek karşı koydular. 20 Nisanda ilk deniz savaşı yapıldı.

Papa tarafından gönderilen 3 Ceneviz ve bir Bizans gemisinden kurulu ufak bir filo, nisan ortalarına doğru yola çıkmış ve 20 nisanda İstanbul’a ulaşmıştı. Daha önce ulak aracılığıyla durumu haber alan padişah, gemiler Marmara’da görünür görünmez, kaptanıderya Baltaoğlu Süleyman Beye, bütün kuvvetleriyle bu gemiler üzerine hızla ilerlemesini emretti. Karşılaşma Yenikapı açıklarında yapıldı.Üc saat süren bir çarpışmadan sonra durdurulamayan düşman gemileri, o sırada çıkan şiddetli bir lodos rüzgarından da yararlanarak, hızla Haliç’e doğru ilerledi, liman ağzını tutturarak orada bulunan Bizans gemilerine katıldı.Osmanlı donanması ise düşman gemilerini izleyemedi. Zeytinburnu sahillerinden bu savaşın bütün safhalarını at üzerinde takip eden padişah, başarısızlığa çok üzülerek, Phrantzes’e göre, öfkesinden atını denize sürdü. Çarpışma sırasında gözünden yaralanan ve cansiperane hizmeti görülen Baltaoğlu Süleyman Beyi öldürtmek istedi, fakat vezirlerin ricası üzerine sadece azletmekle yetindi.

İstanbul'un Fethi - Gemilerin karadan yürütülmesi
İstanbul’un Fethi – Gemilerin karadan yürütülmesi

Gemilerin Karadan Yürütülerek Haliç’e İndirilmesi

Gelibolu sancakbeyi Hamza Beyi kaptanı deryalığa getirildi. 20 Nisandaki yenilgiden sonra orduda meydana gelen karışıklıkları önlemek üzere bir toplantı yapıldı. Kuşatmanın kaldırılıp kaldırılmaması görüşüldü. Halil Paşa‘nın bütün karşı koymalarına rağmen, kuşatmanın devamına karar verildi. Toplantıda 21 Nisan’ı 22’ye bağlayan gece, donanmanın Haliç’e indirilmesi(gemilerin karadan yürütülmesi için) öngörüldü. Bu amaçla Kasım paşa sırtlarına toplar yerleştirildi, kaptanıderya Hamza Bey, zincirler üzerine saldırdı. Böylece Bizans ordusunun ilgisi başka yönlere çevrildiği gibi, Galata Cenevizlilerine baskı yapılarak bu alandaki çalışma gizlenmiş oldu. Kaynaklara göre, Galatalılar gemilerin karadan yürütülmesinden haberdar oldular, fakat seslerini  çıkartmadılar. Tasarıya uygun şekilde irili ufaklı 67 gemi karadan çekilerek,Tophane limanından yukarıya doğru bugünkü Kumbaracı yokuşundan Asmalımescit’e getirildi ve Tepebaşı yolu ile, Kasımpaşaya indirildi.

22 Nisan sabahı durumu gören imparator, kuvvetlerinden bir kısmını Haliç surlarında başlayacak yeni harekata ayırmak zorunda kaldı, böylece kara surlarının korunması büyük ölçüde yabancılara bırakılmış oldu. Midillili Dukas’ın bildirdiğine göre, Türk donanmasının Haliç’te umulmadık bir zamanda görünüşü, muhasara altında olanları büyük korkuya düşürdü. İmparator da, bunun sonucu olarak yeni bir barış isteğinde bulundu. Fakat padişah, gelen elçilere, ancak teslim şartı ile kuşatmayı kaldıracağını bildirdi.

İmparator Haliç’e inen Osmanlı donanmasını yok etmek için teşebbüse geçti. 23 Nisanda Sainte Marie kilisesinde (Ayasofya yakınlarında olabilir) Onikiler meclisini topladı. Venedikli Barbaro’nun da hazır bulunduğu bu mecliste, Trabzon kadırgasının sahibi Venedikli Giaccomo Cocco’nun teklifi kabul edildi: Galata Cenevizlilerinin bu konudaki düşünceleri sorulmaksızın iki kadırganın Kasımpaşa koyundaki Türk donanması üzerine gönderilmesi ve onları Rum ateşi ile yakması kararlaştırıldı. Bu konuda 24 Nisandan 28 Nisana kadar gerekli hazırlıklar yapıldı. Fakat, Galata Cenevizlileri bunu padişaha bildirince karşı tedbirler alındı; böylece 28 nisanda yapılan baskın sonuç vermedi.

Cocco ile birlikte, 150 kadar gemici, osmanlı topçusunun ateşi altında Haliç’te boğuldu. 6 Mayısta padişah, surlarda yeteri kadar gedik açıldığından genel bir hücuma karar verdi. Böylece başlayan kanlı çarpışmalar üç saat sürdü. Savunmanın şiddetli olduğunu gören padişah, hücumu durdurarak kuvvetlerini geri çekli. 12 Mayısta Tekfur sarayı ile Edirnekapı arasında yeni bir genel saldırıya karar verildi. Çünkü surlar, sürekli bombardımanların etkisiyle yıkılmış, dış surlar fazlaca harap olmuştu.

İstanbul’un Fethinde Lağım Savaşları

Barbaro’nun 50.000 kişi tahmin ettiği Osmanlı kuvvetleri taarruzlarını imparatorun harp meclisini kurduğu sırada, gece yarısı yaptı. Fakat, İuistiniani ve Theodoros Karystenos’un duruma hakim olmaları yüzünden, bu defa da kesin sonuç alınamadı. 16 Mayısta Osmanlı ordusu lağım savaşlarına başladı. Zaganos Paşa, Osmanlı ordusunda bulunan sırp lağamcılara, lağım kazdırdı. Bu çalışmanın duyulması üzerine alman mühendis Jeh Grant karşı bir lağım açtı ve teşebbüsün başarısızlıkla sonuçlanmasına sebep oldu.

18 Mayısta kuşatma hareketlerine yeni bir taarruz silahı eklendi. Osmanlı ordusu geceleyin yapılan büyük bir ahşap kuleyi, Topkapı tarafındaki surun karşısına getirdi. Gerçekten kulenin büyük faydası görüldü. Kuledeki savaşçılar çok yakından surlara saldırıya devam ederken, bu çevrede bulunan Türk birlikleri de taşlar, toprak dolu çuvallar, ot ve çalılar ile hendeği doldurmaya çalışıyorlardı. Böylece akşama kadar süren kanlı bir savaş sonucunda surda önemli gedikler açıldı. Kulenin bulunduğu kısımda Bizanslılar için çok tehlikeli bir durum meydana geldi, fakat imparator gece olur olmaz, hendeği boşaltmayı, açılan gediği onarmayı, seyyar kuleyi de rum ateşiyle yakmayı başardı.

Daha önce Venedik’ten yardım istemek üzere gönderilen gemi, 23 mayısta eli boş olarak döndü. Aynı gün son defa Bizans İmparatoruna bir elçi göndermeye karar veren padişah, bu görevi İsfendiyaroğlu Kasım Beye verdi. Kasım Bey şehirde eski dostu olan İmparator tarafından törenle kabul edildi. Elçi: “Hükümdarımız genel bir hücumun doğuracağı feIaketten kaçındığı için imparatora, şehri terketmek, bütün malları ve hazineleri ile istediği yere çekilmek hak ve hürriyetini tanımaktadır. İstanbul halkından isteyenler de her şeylerini alıp, gidebilirler. Kalmak isteyenler mal ve mülklerini korumak hakkına sahiptirler. İmparatora Mora despotluğu da verilecektir” diye padişahın tekliflerini bildirdi. Ayrıca bu şartların kabul edilmesini İmparatordan rica etti. İmparatorun topladığı harp meclisi bu teklifleri, uzun boylu tartıştıktan sonra, reddetti.

Dukas’ın bildirdiğine göre, İmparator, İsfendiyaroğluna, “Padişah barış istiyorsa kuşatmayı kaldırsın, böylece, ne kadar ağır olursa olsun istenen vergiyi kabul edeceğim. Şehri teslim etmek ise, ne benim ne de başkasının yetkisi altındadır. Ölmeye hazırız ” diye karşılık verdi.

İstanbul’un Fethinde Fikir Ayrılıkları

26 Mayısta, Macar kralı Vladislas’ın padişaha gönderdiği sefaret heyeti, Osmanlı ordugahına geldi.Elçi, kraldan aldığı talimata uyarak, kuşatmanın kaldırılmasını istiyor, yoksa Macaristan’ın Bizans ile birlikte hareket edeceğini bildiriyordu. Macar elçisinin isteği karşısında padişah, 27 mayısta büyük bir harp meclisi topladı. Bu toplantıda birbirine zıt iki fikir çarpıştı. Öteden beri muhalif olan Çandarlı Halil Paşa kuşatmanın kaldırılmasını istiyor, buna karşılık padişah ile Zağanos ve Şehabeddin Paşalar, aksi görüşü savunuyorlar, padişah ve ordu nezdinde büyük bir itibara mazhar olan Akşemseddin ve Molla Gürani gibi şahsiyetler de bu fikre katılıyorlardı. Sonunda İstanbul’un fethi için genel bir saldırı yapılmasına karar verildi.

28 Mayısı 29 mayısa bağlayan gece, ordugahta büyük ateşler yakılarak gerekli savaş araçları hendeklerin yakınına taşındı. Hücum için, bütün tedbirler alındı. Sabaha karşı iki rekat namaz kılan ve kılıcını kuşanarak atına binen padişahın işaretiyle kesif topçu ateşi başladı. Muhasara ordusu da hızla harekete geçti. Bu sırada Sancaki Şerif kılıfından çıkartılarak, herkesin görebileceği bir noktaya dikilmiş, hücum kolları, padişahın önceden tayin ettiği şekilde, düzenlenmişti. Öte yandan donanma, Yalı köşkü kapısından Samatya’ya kadar olan deniz hattı ile Marmara’daki surları abluka etmekte, yer yer karaya çıkarttığı zırhlı gömlek giymiş azapları da merdivenle surlara hücum ettirmekteydi. Asıl hücum bölgesi Bayrampaşa deresi ve Topkapı’nın kuzeyinde tahribata uğrayan surlardı.

İstanbul’un Fethi

Birinci ve ikinci hücumlar şafak sökmeden önce yapıldı. Bu sırada şehirde devamlı çanlar çalıyor, herkes surlara yardıma koşarak hücum edenlere karşı kullanılacak taşları taşıyordu. Türk toplarının ateşi altında devam eden bu son hücumları Bizanslılar, rum ateşi ve diller ateşli silahların yardımıyla bir süre durdurabildiler. Padişah zaman zaman birliklerin arasına sokularak ve bunları taze kuvvetler ile destekleyerek, hücumun her an aynı güçle sürdürülmesini sağlıyordu. Üçüncü hücum sabahın ilk saatlerinde yeniçerilerin de katılmasıyla başladı.

Savaş şiddetle devam ederken, müdafaanın temeli sayılan İustinianus ağırca yaralandı; İmparatordan, gemisine çekilmek için izin istedi. Onun gitmesi, savunucular arasında bir tereddüt ve duraklama yarattı. Bu durum Osmanlı yüksek kumanda heyeti tarafından fark edildi. Nitekim padişah, yeniçerileri yeniden hücum ettirdi. Hücum kollarından birinin başında bulunan sipahilerden Ulubatlı Hasan , otuz arkadaşı ile, surların üzerine ilk defa Türk sancağını dikti ve biraz sonra şehit oldu. İstanbul’un ilk sancakbeyi Karıştıran Süleyman Bey de burçlara ilk sancağı dikenlerdendi. Müdafilerin yanında çarpışan Bizans’ın son imparatoru Konstantin Dragozes yere düşerek ayaklar altında öldü.

Böylece surları ele geçiren Türk kuvvetleri kapıları açıyor, öteki birliklerin şehre girmelerini sağlıyordu. Büyük bir şaşkınlık içinde şuraya buraya kaçışan halk, bir mucize bekleyerek Ayasofya’ya sığınmaya çalışıyordu. Çok geçmeden, kapılardan giren Türk gazileri de buraya geldiler. Kapatılan kapıları kırarak açtılar, fakat aciz ve zavallı halk yığınına karşı kılıçlarını çekmek gereğini duymayarak, onlara ilişmediler. Artık Fatih unvanına hak kazanmış olan II.Mehmed (Fatih Sultan Mehmed) öğleye doğru muhteşem bir alayla at üstünde Topkapı’dan şehre girdi. Doğruca Doğu Roma İmpartorluğunun sembolü sayılan Ayasofya’ya gitti.Burada atından indi, kendisini karşılayan halka ve papazlara, hayat ve hürriyetlerinin güven altında bulunduğunu, rahatça evlerine gidebileceklerini söyledi. Fatih bundan sonra, şehrin görülmeye değer yerlerini gezdi. Bu arada Bizans savunmasında görev alan ve sonra papaz kıyafetiyle kaçan Orhan Beyi öldürttü. İstanbul’u almakla Bizans İmparatorluğunu yıkan II.Mehmed ,bundan sonra şehrin temizlenmesini, güven ve asayişin korunarak imar işlerine girişilmesini istedi. Bu arada Zağanos Paşa, Galata’yı Cenevizlilerden teslim aldı.

Fatih'in Şehre Girişi
Fatih’in Şehre Girişi

İstanbul’un Fethi Sonrası

İstanbul, fetihten sonraki günlerde, bir süre karışıklıklar içinde kaldı. Fethin üçüncü günü şehirdeki karışıklıklar son bulduğundan 3 gün süren şenlikler yapıldı. Sefere katılan gazilere büyük ziyafetler verildi. Bu arada bir kısım esirleri fidye ile kurtaran Fatih, fidyesini veren veya İstanbul’a dönen rumlara şehirde yerleşmek iznini verdi. Ayrıca kendi hissesine düşen esirleri de Haliç kıyılarına yerleştirdi. İlk cuma namazını Haziran 1453 günü cami haline getirilen Ayasofya’da kıldı. Şehirde büyük ölçüde bir onarıma girişti. Bu arada bazı manastır ve kiliseleri cami ve mescide çevirtti. Ancak bu gibi tapınakların değiştirilmesi, şehrin imarı ve Müslüman mahallelerinin kurulması ile ilgili olduğundan yavaş yavaş gelişti.

Ayrıca İstanbul ile ilgili bilgi almak isterseniz şehir rehberi yazımızı ziyaret edebilir veya İstanbul Belediyesi sitesini ziyaret edebilirsiniz. 

Son güncelleme :

    Yorum Yap