1. Ana Sayfa
  2. Şehir Rehberi
  3. İstanbul | 34 | Şehir Rehberi

İstanbul | 34 | Şehir Rehberi

İstanbul şehir rehberi, Türkiye Cumhuriyetinin en büyük şehri, Marmara bölgesinde hem Avrupa hem de Asya da toprağı olan il merkezli şehir ; Şehrin toplam nüfusu 2019 yılı tüik verilerine göre 15.067.724‘dür. İstanbul ilinin Plaka kodu 34 şehirler arası telefon kodu Avrupa yakası için 0212 , Anadolu yakası için ise 0216 dır.İstanbul ilinin posta kodu 34000, rakımı 40 metredir.Ayrıca İstanbul ilinin kurtuluş günü yıl dönümü olan 6 Ekim de kutlanır(6 Ekim 1923). İstanbul ,Türkiye’nin başta gelen ticaret, sanayi, kültür ve sanat merkezi. Osmanlı İmparatorluğunun başkenti, Türkiye’nin en kalabalık şehri. İstanbul, Marmara bölgesinde Çatalca yöresinin bütününü ve Kocaeli yöresinin batı kesimini kaplar; kuzeyde Karadeniz, güneyde Marmara denizi, batıda Kırklareli ve Tekirdağ, doğuda Kocaeli illeriyle sınırlanır. Ayrıca İzmit körfezi güneyinde kalan, Kocaeli ve Bursa illeriyle sınırlanan bir kısım toprak da (Yalova ili) İstanbul ili içinde yer alır.

Yazımızda İstanbul şehir rehberini,ilçe ve mahallelerini, coğrafi özelliklerini, iklim özellikleri ve yeryüzü şekillerini, detaylı şehir tarihini, jeolojik yapısını, kısaca gezilecek yerlerini ve şehir ile ilgili resimleri, İstanbul hakkında ki bilgileri sitemizde bulabilirsiniz. 

İçindekiler

İstanbul Şehri Hakkında Bilgi – Şehir Rehberi

İstanbul Şehri İlçeleri ve Mahalleleri

İstanbul ilinde toplam 39 ilçe ve 964 mahalle bulunmaktadır. İlçeleri : 

1-Adalar

2-Arnavutköy

3-Ataşehir

4-Avcılar

5-Bağcılar

6-Bahçelievler

7-Bakırköy

8-Başakşehir

9-Bayrampaşa

10-Beşiktaş 11-Beykoz 12-Beylikdüzü 13-Beyoğlu 14-Büyükçekmece 15-Çatalca 16-Çekmeköy 17-Esenler 18-Esenyurt 19-Eyüpsultan 20-Fatih 21-Gaziosmanpaşa   22-Güngören 23-Kadıköy 24-Kağıthane 25-Kartal 26-Küçükçekmece 27-Maltepe 28-Pendik 29-Sancaktepe 30-Sarıyer 31-Silivri 31-Sultanbeyli 32-Sultangazi 33-Şile 34-Şişli 35-Tuzla 36-Ümraniye 37-Üsküdar 38-Zeytinburnu

İstanbul İlçeleri
İstanbul İlçeleri

İstanbul Şehir Rehberi – Coğrafi Özellikler(İklim,Bitki Örtüsü,Dağları,Ulaşım,Akarsu,Geçim Kaynağı)

İstanbul adı, geçen yüzyıl sonlarına kadar Haliç ile Marmara denizi arasında yer alan ve kara yönünden de surlarla sınırlamış bulunan küçük bir yarımada üzerindeki şehre verilirdi. Bugün aynı yer yine İstanbul olarak tanınmakla birlikte İstanbul adı onun etrafına yayılan büyük bir yerleşme alanını da kapsayarak çok daha geniş bir anlam kazanmıştır: özellikle son yüzyıl içinde, yakın yıllara doğru gidildikçe hızlanarak şehir çok büyüdü, Boğaziçi’nin Anadolu ve Rumeli yakalarında, Marmara denizi kıyılarında ve iç kesimlerde eskiden boş bulunan alanlara yayıldı, önceleri şehirden tamamıyla ayrı sayılan köy ve kasabaları da içine aldı.

Bu genişleme yüzünden, İstanbul’un bugün kapladığı yerleşme alanının kesin sınırlarını çizme imkanı yoktur. Bugünkü İstanbul’un geniş yerleşme alanı, sınırları geçen yüzyılın ikinci yarısında çizilmiş olan İstanbul belediyesi sınırlarına da uymaz. Boğaziçi’nin orta ve yukarı kesimlerinde beIediye sınırları Büyük İstanbul’un sürekli yerleşme alanını aşar; Boğaz’ın aşağı (güney) kesiminde ve Marmara kıyılarında da bu alan belediye sınırları dışına taşar.

İstanbul Coğrafyası

İstanbul şehrinin yerleştiği saha birtakım parçalara ayrılabilir: güneyde Haliç, Marmara surları arasında yer alan asıl İstanbul (mefsi İstanbul); Haliç kuzeyinde kıyıda Karaköy (Galata) ile başlayan ve yayla üzerinde uzanan Beyoğlu (kuzeye doğru Şişli-Levent-Etiler’e doğru devam eder); Yukarı Haliç kenarında, surlar dışında Eyüp, daha ötede Alibeyköyü-Kağıthane ile bunların gerisinde yayla üstünde Goziosmanpaşa, yine surlar dışında, şehirden çıkan yollar boyunda gelişmiş Bahçelievler, Zeytinburnu, Ataköy yerleşmeleriyle, Marmara kıyısında daha ötede Bakırköy-Yeşilköy; İstanbul boğazının karşılıklı iki kıyısında yer alan Boğaziçi semtleri; Rumeli tarafında Beşiktaş’tan Sarıyer-Yenimahalle, Anadolu tarafından da Üsküdar’dan Beykoz’a kadar uzanır. Boğaz’ın güney ağzında, Anadolu yakasında tarihi önemi ve bugünkü yoğun yerleşme alanıyla Boğaziçi’nden ayrı olarak ele alınan Üsküdar ve oradan başlayarak yol boyu yerleşme alanı üzerinde Kısıklı (Çamlıca)-Ümraniye’ye kadar uzanır.

 Marmara denizinin Anadolu kenarında yer alan geniş yerleşme şeridi Kadıköy Bostancı’dır; bu şerit güneydoğuya doğru uzanarak Bostancı’dan sonra İstanbul belediyesi sınırlarını aşar Küçükyalı-Maltepe-Kartal üzerinden Pendik ötelerine kadar gider. İstanbul’un geniş yerleşme alanını tamamlamak için Marmara denizinin Anadolu kıyısı açıklarında dizilen Adalar’ı da saymak gerekir. Böylelikle İstanbul’un ilk çekirdeğinden başladığı, özellikle son devrelerde hemen her doğrultuya doğru yayılmış olduğu görülür. İstanbul’un sürekli yerleşme alanı, tepesi kuzeyde (Yenimahalle) ve tabanı güneyde (Küçükçekmece-Tuzla) bulunan bir üçgene sığdırılabilir (yalnız Adalar bu üçgen dışında kalır). Büyük İstanbul, bugünkü doğu ve batı uçları arasında, Marmara denizi kıyısında 50 km2’Iik bir cephe üzerinde yayılmakta, Boğaziçi’nin güneybatı-kuzeydoğu doğrultulu ekseni boyunda da 20 km uzamaktadır.

İstanbul Coğrafi Şartlar

İstanbul’un kurulmasına, tarih devirleri boyunca tutunmasına ve gelişmesine yardım etmiştir. Şehrin Avrupa ve Asya kıtalarını birleştiren karayolu ve iki denizi birleştiren Boğazlar deniz yoluyla kesişerek dikkati çeker. Boğazlar ne karşıdan karşıya geçmeyi güçleştirecek kadar geniş, ne de gemilerin hareketini zorlaştıracak kadar dar, kayalık ve anaforludur. Bu türlü kolaylıklar kara yönünde de görülür: engebeli Balkan yarımadasını boydan boya kesen Meriç – Morava vadileri, Orta Avrupa’dan kolay geliş sağlar ve Anadolu tarafında memleketi boylayan işlek yollara geçilir. Bu geçiş kolaylıkları yanında Boğazlar yöresinin, kat kat savunma sistemleriyle donatılarak hem karadan, hem denizden korunması da geçmiş yüzyıllar boyunca burada büyük bir şehir kurulmasına destek olmuştur. Bu şartlar İstanbul’un kurulmuş bulunduğu yerin tekelinde değildir ve İstanbul ile Çanakkale boğazı, hatta Marmara denizi kıyıları için de geçerlidir.

 İstanbul’un kurulmuş olduğu yerin özel konum şartları, bu yerin seçilme sebeplerini de açıklar; bu şartların başında Haliç’in varlığı gelir: karaların içine doğru iyice sokulan bu koy, İstanbul şehrine fırtınalardan korunmuş bir liman sağlamış, ayrıca kendisiyle Marmara denizi arasında tepelik bir yarımadayı karadan ayırarak korunma ve limanı korumaya çok elverişli savunma unsuru yaratmıştır : gerçekten de, üç tarafı denizle çevrili olan bu tepelik yarımada, kıyılarında olduğu gibi, iç taraftan da surlarla sınırlanınca, kolay korunabilecek duruma gelmiş, tarih devirleri boyunca birçok kuşatmaya karşı koymuştur.

İstanbul Yıllara Göre Nüfus

İstanbul’un nüfusu, ilk olarak kesinlikle Cumhuriyet hükumeti tarafından yapılan 1927 sayımı sonucunda 690.857 olarak tespit edildi (350.425 erkek, 340.432 kadın). Bu sayı önce yavaş bir artış göstererek 1934’te 741.148, 1940’ta 739.949, 1945’te 860.558, 1950’de 983.041 oldu. Sonra daha hızlı bir tempo ile 1955’te 1.268.771, 1960’ta 1.466.535, 1965’te 1.742.978’e yükseldi ve 1970 sayımının ilk alınan sonuçlarına gö­re de 2.247.630’a vardı. Aslında bu sayı şehrin gerçek nüfusunu vermez, İstanbul’un belediye sınırları dışında kaldığı halde şehrin ayrılmaz bir parçası sayılan birçok semtini hesaba katmaz.

1965’te şehrin Anadolu ve Rumeli yakaları dışında yer alan,bazılarının ayrı belediyeleri bulunan bu semtlerde 325.000’e yakın nüfus yaşıyor ve bunların katılmasıyla şehrin nüfusu 2.065.000’i buluyordu. 1970 Sayımının ayrıntılı sonuçları henüz yayımlanmadığı için kesin bir şey söylenememekle birlikte, bu sayımda İstanbul nüfusunun belediye sınırları dışındaki semtlerle beraber 2.700.000’e yaklaşmış olduğu tahmin edilebilir.Şehrin toplam nüfusu 2019 yılı tüik verilerine göre 15.067.724‘dür. Belediye sınırları içinde km2’ye düşen ortalama nüfus sayısı sürekli bir artış göstererek, 1927’de 2.592 iken 1950’de 3.725, 1965’te 6.451, 1970’te 8.328’e çıktı.

İstanbul Kültürel ve İktisadi Durum

İstanbul’un kültürel ve iktisadi durumu Kültür merkezi olarak İstanbul, yalnız Türkiye’de değil, Akdeniz ve Yakındoğu ülkelerinde de seçkin bir yere sahiptir. Nadir el yazmaları bulunan İstanbul kitaplıkları ve dünyada benzerleri arasında ön planda gelen İstanbul müzeleri dışında, İstanbul’un her çeşit ve seviyede öğretim kurumları vardır. Ekonomi alanında da İstanbul baş yeri alır .Türkiye ithalatının yüzde 50’den fazlası ve ihracatın yüzde 15’ten fazlası İstanbul’dan yapılır. Sanayi kuruluşlarının sermaye, istihdam ve üretim bakımından yüzde 40·50’si İstanbul’da toplanmıştır. Toptan ticaret İstanbul’da teşkilatlandığı gibi, bankacılık faaliyetleri de gelişmiştir. Şehrin devlet gelirlerine katkısı da ona eşsiz bir yer sağlar.

İstanbul Şehir Tarihi

İstanbul Adı Nereden Gelir ?

İstanbul şehir rehberi yazımızda , İstanbul şehrinin en eski tarihi kaynaklarında,İstanbul’un adı Byzantion olarak gösterilmektedir. Eski Anadolu’da kişi adlarının -ion eki ile yer adı şekline sokulduğu düşünülerek İstanbul’un tarihteki adı olan Byzantion’un Byzant’tan meydana geldiği iddia edildi. Kök olan Byzant’ın eponymos’u (ad vericisi) Byzas’ın trak menşeli olduğu söylendiği gibi, Byzant kökünün M.ö. III. binyıldaki Anadolu yer adlarına çok benzediği de ortaya atılmıştır. Byzantion’un sonundaki -ion ekinin Ege göçleri ile gelen Frigler ile ilgisi kabul edilmekle beraber, Byzant kökünün sonundaki nt, yerli eski anadolu dillerinde bulunduğundan, bu adı da M.ö. III. binyıla kadar çıkarmak isteyenler vardır.

Şehrin kuruluşu ile ilgili efsanelere göre Haliç’in eski adı olan Keras, İo’nun kızı Keroessa’nın adından gelmiştir. Keroessa Byzantion’un efsanevi kurucusu Byzas’ın annesidir ve Keroessa’daki -ssa eki de M.ö. III. binyılda eski Anadolu yer adlarında çok rastlanan bir özelliktir. Bütün Eskiçağ boyunca Byzantion adı İstanbul’un esasını teşkil eden şehrin adı olarak kullanıldı.

Şehir I.Constantinus tarafından yeniden kurulduktan sonra, buraya Deutera Rome (= ikincii Roma) ve Nova Roma-Nea Rome (= Yeni Roma) dendi ama, şehrin adı Konstantinopolis (lat. Constantinopolis) olarak yerleşti, fakat Byzantion adı da halk ve yazarlar tarafından günümüze kadar yaşadı, ayrıca modem bilim tarafından da hem Doğu Roma İmparatorluğuna hem de onun temsil ettiği kültüre yakıştırıldı. Byzantion için, Konstantinopolis’in yanında XI. yy.dan itibaren İstanbul adının da kullanıldığı bilinmektedir. Bunun sadece şehir ( = polis) olarak adlandırılan İstanbul’un “şehire” kelimesinden Eis ten polis’den geldiği genellikle kabul edilir.

İstanbul Adının Nereden Geldiğine Dair Çeşitli Söylentiler

İstanbul adı bazılarınca ileri sürüldüğü gibi, Türk askerlerinin fetih sırasında köylülere nereye gittikleri sorusuna Eis ten polis (şehire) cevabından meydana gelmemiştir.

XIV. yy. sonu ile XV. yy. başlarında bütün Yakındoğu’yu dolaşan alman esir ve seyyahlarından Johan Schildtberger, Yunanların Konstantinopolis’i İstimboli, buna karşılık Türklerin İstanbul (Stambul) olarak adlandırdıklarını yazar.

Türklerin, fetihten önce Yunanlılardan oldukça farklı bir şekilde ve bugünkü şeklinin hemen hemen  aynı olan bir tarzda şehri adlandırılan İstanbul’un, “şehire” kelimesindeki devre ait bazı Osmanlı ve Memlüklü yazarların eserlerinde ise doğrudan doğruya “İstanbul” şekli görülmektedir. 

XIX. yy.a kadar da, arada yasak edilmesine rağmen (msl. 1762’de) Konstantinopolis’ten bozulan Konstantaniye Türkçede de kullanıldı. XVII. yy,dan sonra burası Dersaadet, Deraliye veya Asitane gibi sıfatlar ile de anıldı. Cumhuriyet devrinden itibaren İstanbul tek ad olarak resmen kabul edildi.

İstanbul Şehir Tarihi – Tarih Öncesi İstanbul

İstanbul belli bir zamanda ve bilinen bir kimse tarafından kurulmamış , “fakat insanlık tarihinin başlangıcından beri iskan edilmiştir. Özellikle son zamanlardaki arkeolojik araştırmalar, küçük yerleşme yerlerinin yavaş yavaş büyümesiyle İlkçağ tarihinde İstanbul’un imparatorluk başşehri haline gelmiş olduğunu göstermektedir.

Gelibolu yarımadasından Khalkidike yarımadasına kadar uzanan bütün Kuzey Ege sahillerinde bulunan kültürle, I.Truva’nın M.ö. III. binyıl başına tarihlenen kültürü birbirinin aynıdır. Diğer taraftan Anadolu’da Frigya-Bitinya bölgesinde Demircihöyük’te ele geçen ve aynı devre ait olan buluntular, bazen balkan kültürlerinin de Kuzeybatı Anadolu bölgesine tesir ettiğini gösterecek durumdadır.

Bu durum, Çanakkale ve İstanbul boğazlarının Asya ile Avrupa’yı en fazla birbirine yaklaştıran coğrafi etken olmakla katmadığını ve bu kıtalarda ki kültürleri birbirinden ayıran bir sınır meydana getirmediğini tersine kültürlerinin birinden diğerine geçişinde bağlayıcı bir rol oynadığını gösterir. Tarih öncesi devirlerin erken safhalarında bile, halk kitleleri Çanakkale ve İstanbul boğazlarını basit nakliye araçları ile bir yandan öbür yana geçebilmiş ve İstanbul bölgesi de insanlık tarihinin bu erken devrinde iskan edilmiştir.

Birinci Dünya savaşı sırasında J. Miliopobs Kadıköy ve Pendik’te  tarih öncesi yerleşme kalıntıları buldu. Bu buluştan sonra özellikle, 1952-1954 yıllarında Kurt Bittel’in Kadıköy’de, Muratefendi köşkü yakınında Fikirtepede yapmış olduğu kazılar, İstanbul’un tarih öncesi çağları hakkında ayrıntılı bilgiler verdi. Fikirtepe kazıları ve elde edilen buluntular bu yerleşme yerinin I. Truva’dan daha eski olduğunu, yani M.ö. IV. bin yıla kadar gittiğini gösterdi. Araştırmalar Anadolu’nun kuzeybatısında M.ö. IV. binyıla ait yerel ve yerli kültürün var olduğunu kanıtlar.

İstanbul Şehir Tarihi – Tarih Öncesi İstanbul Çeşitli Kazılar

Fikirtepe kazılarında elde edilen seramik buluntuların İç Anadolu ve Güneydoğu Avrupa kültürleriyle herhangi bir ilintisi yoktur. Böylelikle bu kültürün İstanbul boğazı bölgesinde muhtemelen yerli bir halka ait olduğu anlaşılır

1942 Yılında Alfons Maria Scheneider tarafından Sultanahmet’te St.Sohemia. ile hipodrom arasında yapılan kazıda çok sert yeşil gri taştan bir topuz parçası bulundu. Tarih öncesi devre ait olan bu taş alet, alt üst olmuş tabakalar arasında ele geçmiştir. Belli bir kültür tabakası içinde bulunmuş değildir. Bundan başka 1954 yılında, Çarşıkapı’da Merzifonlu Karamustafa Paşa türbesinin ön kısmında, bir binanın inşası sırasında rastlanan bir Bizans sarnıcında, elle yapılmış ve M.ö. II. binyılın başlarına ait bir kabın üst kısmı bulundu. Bu iki buluntu, Byzantion yarımadasının tarih öncesi devirlerlerdeki yerleşmesini ispatlayacak maddi delillerdir.

M.ö. XIII. yy.ın sonlarında Balkanlardan Anadolu’ya yapılan frig ve diğer trak kavimlerinin göçleri çeşitli duraklamalar gösterir. Bu durumda bazı frig kabilelerinin çok önemli bir köprü başı olan İstanbul yarım adasını kısa bir zaman için de olsa işgal ettikleri tabiidir. Nitekim filolojik araştırmaların meydana çıkardığı bazı deliller de buna işaret eder.

İstanbul’un Kuruluş Efsaneleri

İstanbul için, Eski ve yerli bir efsaneye göre su perisi Semestra’nın oğlu, trak kralı Byzas, İstanbul’un yakınındaki bölgenin kralı Barbyzos’un kızı Pbidaleia ile evlendi ve bu kadın Byzantion’u kurdu. Başka bir efsaneye göre, Zeus’un sevgilisi İo, inek haline getirildikten sonra Hera’nın musallat ettiği tanrıdan kaçarken Keras’ta (Haliç) Keroessa adındaki kızını doğurdu, su perisi Semestra’nın büyüttüğü Keroessa’nın, deniz tanrısı Poseidon’dan doğurduğu ve kaynak perisi Byzia’nın beslediği Byzas, şehrin kurucusu oldu. Daha yeni başka bir söylenti ise, şehrin Argo gemisinin meşhur seferi sırasında kurulduğudur.

Çok daha yaygın ve M.S. I.yüzyılda ortaya çıkan başka bir söylentiye göre, Byzas, Yunanistan’da Megara’dan yeni bir yurt aramak üzere yola çıkan göçmenlerin başkanıdır. Delphoi kahininin kendilerine yeni yurtlarını “körlerin karşısında” edinmelerini öğtütlemesi üzerine, bunlar 17 (bazı kaynaklarda 19 ve 20) yıl önce kurulan Khalkedon’un (Kadıköyü) ahalisini, İstanbul’un yerinin üstünlüklerini göremediklerinden dolayı kör farzederek, şehrin ilk çekirdeğinin burada temelini attılar. Herodotos benzer bir hikayeyi anlatır ve Khalkedon’luları kör farzeden kişiyi pers kralı Dara’nın generali Megabyzos olarak gösterir.

İstanbul şehir efsanelerinde değişik efsanelerin içindeki gerçek payını arayan kişilerce M.ö. 750-550 arasındaki büyük Yunan Koloni Kurma çağında, ortalama M.ö. 660’a doğru şehrin kurulduğu sanılmaktadır. Topkapı sarayının ikinci avlusunda (1937) yapılan araştırmalar ve elde edilen buluntular koloni kuruluş tarihinin M.ö. 660-659 olduğunu ispatladı. Fakat Byzantion’un Megara ile bir inanç ve kültür bağlantısının yok denecek kadar az oluşu (sadece sikkelerde ay resmi ile Artemis Orthosiokültü birdir) böyle bir bağlantı ihtimalini çok zayıflattığı gibi, bu derece yerleşmeye ve yaşamaya elverişli bir yerin mağaralı göçmenlerin gelişine kadar boş durduğuna da inanılamaz. Ancak onlar, ayrıca uygun gördükleri bir yerde yerleşerek bir “polis“(şehir) kurmuş olabilirler.

İstanbul Şehir Tarihi -Persler ve Yunanlar

Şehrin Marmara ile Haliç arasındaki burun üzerinde kurulduğu kabul edilir. Haliç’in ağzında bulunan güzel liman, savunmaya elverişli bir akropol (Topkapı sarayı tepesi) ve palamut balığı avı için haiz olduğu eşsiz yerinden dolayı çok çabuk gelişti. İzmit yakınında Astakos şehrini kuran Khalkhedon’a karşılık Selembria (Silivri) şehrini meydana getirdi. Şehir önce, komşusu olan Traklarla mücadele halindeydi. Pers kralı Dara’nın İskit seferi sırasında (M.ö. 513) Perslere askeri kuvvetle yardım etti. M.ö. 499 yılında başlayan İonia ihtilali bastırıldıktan sonra tahrip edildi ve halkının büyük bir çoğunluğu da Karadeniz kıyılarına kaçarak Mesembria şehrini kurdu. Yunan-Pers savaşlarının sonucundaki Plataia zaferinden sonra (M.ö. 479) Isparta kralı Pausanias şehri Pers  boyunduruğundan kurtararak işgal etti. Fakat Pausanias’ın kötü idaresi halkı çok çabuk kendisinden soğuttu, bu sırada, Perslerle bazı gizli antlaşmalara giriştiği de öğrenilmişti.

Kimon ve Aristeides kumandasındaki Atina donanması tarafından kuşatılan şehir, Pausanias’ın kaçması üzerine Atinalıların eline geçti.M.ö. 478-477 tarihlerinde Atina tarafından kurulan Attike – Delos deniz birliğine giren şehir, birliğe asker yerine vergi vermeye başladı. M.ö. 439’da Samos ile birlikte Atina’ya karşı ayaklandıysa da cezalandırıldı. M.ö. 412 veya 411’de Isparta ile anlaşan şehir, Atina’dan yüz çevirdi. M.ö. 409’da Alkibiades kumandasındaki Atinalılar Khalkedon ile İstanbul’a karşı bir sefer yaptılar ve M.ö. 409-408 kışında şehri ele geçirdiler. Böylece şehir yine Atina’ya vergi ödemeye devam etti. Fakat M.ö. 405’te Ispartalı Lysandros Aigospotomai zaferiyle Atina’yı yenerek şehri aldı.

İstanbul Şehir Tarihi – İskender’in ölümü

M.ö. 390’da Atinalı Thrasybules İstanbul’u tekrar Isparta’dan alarak Atina’nın müttefiki yaptı. Fakat şehir bir süre sonra bu defa da Epameinondas idaresindeki Thebai’ye geçti (M.ö. 363). İstanbul’un Thebai tarafında ne kadar kaldığı bilinmemektedir. Sonra tekrar Atina ile dost olduysa da, bu da uzun sürmedi, çünkü M.ö. 357’de Karia kralı Mausolos’un Atina’ya karşı kurduğu ittifaka İstanbul da katıldı ve donanmasıyla Atina’yı tehdit etti.Atinalılar lstanbul’u kuşattılar ama bir sonuç alamadılar, şehir M.ö. 339 baharına kadar Makedonyalılarla Atinalılar arasında çekişme konusu oldu. Bu arada Makedonya kralı Philippos tarafından birkaç kere kuşatıldı. Büyük İskender devrinde de bağımsızlığını korudu. İskender’in ölümünden sonra Antigonos tarafını tuttu.

M.ö. 278’den sonra kelt akınlarından çok zarar gördü. Roma devrinde şehir çok iyi bir durumdaydı ve Roma’nın kudreti arttıkça onun sadık bir müttefiki olarak kaldı. Mithridates savaşları sırasında da Roma’ya sadık kalarak askeri yardımda bulunduğundan, bağımsız müttefik şehir (civitas libera) payesine yükseltildi. Fakat Roma imparatoru Vespasianus tarafından Trakya eyaletine ilave edildi (M.S. 73). M.S. II. yüzyılda burası kudretli surlar ile korunan zengin bir şehirdi. Balıkçılık, Boğaz’dan geçen gemilerden alınan geçiş ve gümrük harcı, çevresindeki toprakların verimliliği onun başlıca zenginlik kaynakları idi.

194 Yılında Percennius Niger ile Septimius Severus arasındaki mücadelede, Niger’in tarafını tutan şehir, onun öldürülmesine rağmen iki yıl inatla kuşatmaya dayanmıştı. 196’da teslim olunca, surları yıktırıldı, halk cezalandırıldı ve polis (şe­hir) hakkı alınarak koms (köy) olarak Perinithos’a (Marmara Ereğlisi) bağlandı. Fakat Septimius Severus (193-211) bu derece iyi bir yerdeki bu şehri kalkındırmanın lüzumuna inandığından ve bir rivayete göre oğlu Aurelius Antoninus Caracalla’nın isteğine de uyarak şehri yeniden ve daha geniş bir şekilde kurarak, burasını yeni binalar ile süsledi ve hatta şehri oğlundan dolayı Antonenai veya Antonina olarak adlandırdıysa da bu ad unutuldu.

İstanbul Şehir Tarihi – Constantinopolis adı nereden gelmektedir?

Bir süre sonra, Roma imparatoru Gallienus tarafından yağma edildi ve Gotların hücumuna uğradı (M.S. 269). Diocletianus 1 mayıs 305’te Niocomedia’da tahttan çekildikten sonra imparatorluk idaresinde karışıklıklar çıktı. Maximinus Daia 312 – 313 kışında İstanbul’u aldı, Perinthos ile Hadrianopalis arasındaki savaşta yenilince şehir Licinius’un eline geçti. Constantinus Licinius’u mağlup ettikten sonra Roma imparatorluğuna yeni bir başşehir seçmenin lüzumunu duydu (323). Önce Julius Sezar gibi Truva’da bir başşehir kurmaya karar verdi. Zira, Roma efsanesine göre, Roma’nın efsanevi kurucusu Aeneas, Truva’dan hareket ederek İtalya’ya Latium’a gelmişti.

Tarihçi Sozomenos, Constantinus’un burayı ziyaret ettiğini bildirmektedir. Yine Sozomenos’a göre, Truva’da yeni bir şehrin inşasına başlandığı sırada, Contanntinus’a rü­yasında Tanrı tarafından başka bir yer seçmesi tavsiye edilmiş, İmparator da İstanbul’u seçmiştir. İnşaata M.S. 324 yılı başlarında başlandı ve 330 yılı 11 mayısında 40 gün süren büyük eğlencelerle açılış töreni yapıldı. Eski şehrin dört katı büyüklüğünde olan yeni şehirde Forum Constantini adlı yeni bir forum yapıldı ve buraya Constantinus’un üzerinde tunçtan heykeli olan bir sütun (Çemberlitaş) dikildi.

Septimus Severus tarafından başlatılan hipodrom tamamlandı. Senato binası ve imparator için muhteşem bir saray inşa edildi. Şehir, imparatorluğun çeşitli yerlerinden getirtilen pagan heykelleri ve Delphoi’den Apollon’un heykelleriyle, Burmalı sütun ile (Yılanlı sütun) süslendi. Roma Tyche’si (Fortuna Romana) için bir tapınak ve kiliseler yapıldı. Böylece şehirde pagan dinlerle Hristiyanlık yan yana gelmiş oluyordu.

Constantinopolis

Şehrin, Constantinus zamanında ne kadar alanı içine aldığı kesinlikle bilinmektedir. IV. yy.daki nüfusu yaklaşık olarak 200.000 kişiydi. Constantinus. şehri düşmanlara karşı korumak için karadan, Marmara’dan Haliç’e kadar uzanan bir surla çevirtti, şehre ikinci Roma anlamına gelen Deutera Rome adını verdi. Bununla beraber şehir bu tarihten sonra imparatorun adına izafeten Constantinopolis adını aldı.

Constantinus buraya Roma’ya tanınan bütün imtiyazları tanıdı. Şehir kendi kendini idare ediyor ve başında bir proconsul (yun. arkhom) bulunuyordu. 11 Eylül 359’da bu yerini şehrin idaresinden  sorumlu praefectus’a (yun. eparkhos) bıraktı. Bu unvan X. yy.a kadar yaşadı. Şehir, aynen Roma gibi 14 regio’ya (bölge) ayrılıyordu. Bunlardaki başlıca önemli yapıların listesi son kopyasının 440’a doğru yazıldığı sanılan Notitia Urbis Constantinopolitanae‘de verilmekteyse de, VII. yy.dan itibaren bu bölge ayırımı unutulmuş olmalıdır. Bu 14 bölgeden 12’si surların içinde, 13.sü (regio Sycena) Haliç’in karşı yakasında şimdi Galala’da, 14.sü ise şehrin kuzey batısında ayrı bir kasaba olan Blaklıernai idi.

Roma imparatorluğu 395’te Doğu ve Batı olarak ikiye ayrıldıktan sonra, Constantinopolis Doğu Roma imparatorluğunun merkezi olarak kaldı.

İstanbul Şehir Tarihi – Tarih Boyunca İstanbul Kuşatmalaro

Tarih boyunca “İstanbul Kuşatmaları” hakkında ki yazımızı linke tıklayarak ulaşabilirsiniz. 

Önerilen Yazı

Tarihten Günümüze İstanbul Kuşatmaları | Şehir Tarihi

İstanbul Şehir Tarihi – İstanbul’un Fethi

İstanbul’un fethi hakkında detaylı yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. 

Önerilen Yazı

İstanbul’un Fethi

İstanbul Şehir Tarihi – İstanbul’da Türk Devri

Fetihten sonra zengin paşa ve beyler şehrin kalkınmasına yardım ettiler. Çeşitli semtlerde cami, medrese, imaret, han, hamam, darüşşifa, bedesten gibi binalar yaptırmaya başladılar. Şehirde nüfusun artması için sürekli kolaylık gösterildi. Bu arada Fatih, İstanbul’a gelecek olanların tuttukları evleri onlara başlayacağını vaat etti. II.Mehmed , İstanbul’un fethinde yararlık gösteren ümeraya ve bazı tarikat ileri gelenine evler verdi. Bunların kurdukları mescitler etrafında ilk müslüman mahalleleri meydana geldi.

1457 Sonlarında, Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u Osmanlı Devletinin saltanat merkezi yaptı. Büyük bir imparatorluğun başkenti haline gelen şehir, bundan sonra her bakımdan kalkındı. II.Mehmed , eski Havariler kilisesinin olduğu yere Yenicami de denilen Fatih camiini (1462-1470); çevresinde Semaniye (Sekizli) medreselerini de kurdurdu. Bunların yanında imaret, darüşşifa ve hamam yaptırdı. Mahmud Paşa ve diğer vezirler kendi adlarına yaptırdıkları cami, imaret ve hamamlarla padişahlarını izlediler. Gedik Ahmed ve Karamani Mehmed Paşalar bazı hayır kurumları yaptırdılar. İstanbul’un en işlek yerindeki Kapalıçarşı ile Bedesten de Fatih devri eserlerindendir. Fatih İstanbul’un savunması için Çanakkale boğazında Kilitbahir ve Sultaniye kalelerini yaptırdı.

İstanbul Şehir Tarihi -Korkut Çelebi

1481 ‘de sefere çıkan Fatih, Gebze’de hastalandığı zaman, İstanbul’da önemli olaylar oldu. Karamani Mehmed Paşa, karışıklığı yatıştırmaya çalıştı. Hükümdar ölünce büyük şehzade Bayezid ve küçük şehzade Cem’e haber gönderdi. Bayezid’in taraftarları ile Mehmed Paşanın rakipleri onun gönderdiği adamları yakalatıp padişahın ölüm haberini şehre yaydılar. Bunun üzerine Yeniçeri‘ler ayaklandı. Karşı sahilde bulunan asker de zorla İstanbul tarafına geçti. Sokaklarda Bayezid lehine gösteriler yapıldı. Karamani Mehmed Paşa öldürüldü. Fatih’in özel hekimi musevi asıllı Yakub Paşa da (Maestra İocopo) öldürülerek, bugünkü Yenicami yerinde bulunan yahudi mahalleleri, bu arada venedikli ve floransalı tüccarların mağazaları yağmalandı.

Eski sarayda bulunan şehzade Korkut Çelebi (Bayezid’in oğlu) babasına vekaleten, tahta çıkarıldı. Bu sıralarda İstanbul’dan aldığı mektup üzerine hemen yola çıkan Bayezid, 4.000 kişi ile 9 günde Üsküdar’a geldi (2 mayıs 1481). Birçok kayık ve kadırga ile karşıya geçti. Devlet erkanı ve İstanbul halkı tarafından karşılandı .Bayezid’in İstanbul’a gelişini gören tarihçiler yapılan törenle ilgili pek çok bilgi verirler. O gün, Fatih’in cenaze töreninden sonra şehzade Korkut saltanatı babasına teslim etti (22 mayıs 1481).

II.Bayezid Dönemi İstanbul

II.Bayezid zamanında İstanbul’da birbirini takip eden yangın, deprem ve sel felaketleri oldu. 1488’de bir deprem şehirde büyük tahribat yaptı. Ertesi yıl Atmeydanı’nda tophane olarak kullanılan Güngörmez kilisesine yıldırım düştü. Aynı yıl içinde meydana gelen başka bir deprem sonucunda cami minareleri yıkıldı. Bayezid bu arada camiini ve yakınındaki medrese, mektep ve imaretini yaptırdı (1501-1507).

Küçük Kıyamet

Bayezid devrindeki depremlerin en büyüğü (Osmanlı kaynaklarında buna kıyameti sugra (küçük kıyamet) denilir) 14 eylül 1509 günü başladı. Müverrih Ali tarafından anlatılan bu deprem aralıklarla 45 gün sür­dü. Bu süre içinde 109 cami ve mescit, 1.070 ev yıkıldı. Şehir içinde minare adına bir şey kalmadı. Eğrikapı’dan Yedikule ve İshakpaşa kapısına kadar surlarda büyük yıkılmalar oldu. Sarayı Amire kapılarından bir kısmı da yıkıldı. Zarar gören yapılar arasında Fatih camii, darüşşifa ve imareti, Semaniye medreselerinden bazıları da vardı. İstanbul’un Karaman semti (Fatih ve Çarşamba) baştan başa harap oldu.

Birçok imaret ve medrese kubbesi yıkıldı. Beyazıt Caminin kubbesi de hasara uğradı. Tarihçilerin anlattıklarına göre, bu deprem sırasında denizin dalgaları İstanbul ve Galata surlarını aşarak, sokakları kaplamış, su bentlerini yıkmıştır. Binlerce insanın ölümüne yolaçan bu korkunç deprem birçok binayı yıkmış, halkın bahçelere ve kırlara kaçmasına sebep olmuştu. Saray bahçesinde yapılan çatma odalara sığınan padişah da 10 gün sonra Edirne‘ye gitmek zorunda kaldı.II.Bayezid’ın depremden sonra topladığı divanda İstanbul’un yeniden imarı konusu görüşüldü.

Toplantıda her 20 evden bir kişi çağrılmasına, her eve 22 akçelik bir vergi konulmasına karar verildi. Ayrıca ücretli işçi (cerahor) olarak Anadolu’dan 37.000 ve Rumeli’den 29.000 işçi toplandı. Mimar Muradoğlu Hayreddin’in gözetimi altında başlayan inşaat 1 haziran 1510’da bitti. Böylece İstanbul ve Galata surları, Galata kulesi ile Kızkulesi, Yaldızlıkapı civarındaki deniz feneri, Topkapı sarayı, Büyükçekmece köprüleri, Silivri, Rumeli ve Anadolu hisarları, yeni baştan yapıldı.

I.Selim ve Kanuni Dönemi İstanbul

I.Selim zamanında İstanbul’da büyük bir yangın çıktı. Çemberlitaş civarında bulunan Atikalipaşa evkafının dükkanları yandığı gibi yangın Gedikpaşa hamamına kadar uzandı.Mısır seferini başarı ile sonuçlandıran I.Selim  Kahire’de bulunduğu sırada Abbasi halifesi III.El-Mütevekkil Alallah Muhammed ile onun amcazadelerini ve bazı mimar ve mühendisleri İstanbul’a gönderdi. Yavuz Sultan Selim’in amacı hristiyan sanatkarlara İstanbul’da, Kansu Guri medresesine benzer, bir medrese yaptırmaktı. Bu arada Memlük devletinin tarih ve teşkilatı ile ilgili pek çok yazma kitap da İstanbul’a getirildi. Deniz işlerine de önem veren Selim, Haliç’te Bizans tersanesinin bulunduğu yerde (Kasımpaşa deresinin ağzı) Fatih’in yaptırdığı eski tersaneyi Kağıthane deresine kadar genişletti.300 inşaat tezgahı alacak duruma getirdi.

Kanuni Sultan Süleyman devrinde İstanbul, hızla gelişip kalkınarak büyük bir başkent niteliği kazandı. Yeni hükümdarın yaptırdığı ilk yapı, Sultanselim camiidir (1522-1526). Kanuni zamanında şehrin büyümesi ve nüfusun artması bazı önemli problemler doğurdu. Bu yüzden yerleşme, güvenlik ve yiyecek gibi önemli konularla uğraşıldı. Rumeli ve Anadolu’dan gelerek İstanbul’a yerleşme yasaklandı.Kanuni zamanında cami, medrese, darüşşifa ve imaretten meydana gelen Sahni Süleymaniye külliyesi kuruldu. Ayrıca bir de darülhadis açıldı.

Kanuni’nin oğlu II.Selim zamanında, İstanbul halkı için konan içki yasağı kaldırıldı. Onun zamanında İstanbul büyük bir yangın felaketine uğradı. Bir yahudi mahallesi yandı (19 eylül 1569). Ayasofya camii Mimar Sinan tarafından onarıldı. Galata ve Beyoğlu taraflarında nüfus arttı.1582 Mayısında şehzade Mehmed’in (III.Mehmed) sünnet düğünü yapıldı. Do­ğancı Mehmed Paşanın öldürülmesine yolaçan Kapıkulu isyanı da III.Murad zamanında oldu (nisan 1587). İsyanın bastırılmasından bir süre sonra İstanbul’da büyük bir yangın çıktı. Bitpazarı, Gedikpaş hamamı ve birçok mescit yandı. Bu olaydan sonra İstanbul’da veba salgını görüldü (5 ekim 1590).

III.Mehmed ve II.Osman Dönemi İstanbul

III.Murad’ın ölümünden sonra III.Mehmed İstanbul’a gelerek Osmanlı tahtına çıktı (15 ocak 1595). Otuz yıldan beri bırakılan bir geleneği tekrar dirilten III.Mehmed , ordusunun başında sefere çıktı. Haçova Meydan savaşını kazandıktan sonra büyük bir törenle İstanbul’a döndü. Zamanında İstanbul’un en büyük sanat anıtlarından biri olan Yenicami’nin temel atma töreni yapıldı (9 nisan 1598). Venedik, Fransa, Hollanda, Lehistan ve İngiltere ile çeşitli tarihlerde yeni antlaşmalar imzalandı. III.Mehmed’in ölümünden sonra oğlu I.Ahmed tahta çıktı (22 ocak 1603). Bir süre sonra şehzadelerin sünnet düğünü yapıldı. Bu ara İstanbul’a gelen İngiliz donanması, tütünü getirdi. Atmeydanı’nda, sonradan Mavi cami diye adlandırılacak bir cami yapılmasına karar verildiğinden, bu caminin temel atma töreni yapıldı (4 ocak 1616).

1613’te İstanbul’da tekrar içki yasağı kondu. Hollanda’dan (1614) ve İran’dan gelen elçilik (1615) heyetlerini kabul eden padişah, 9 nisan 1617’de yapımı tamamlanan Sultanahmet camini büyük bir törenle ibadete açtı.I.Ahmed ölünce yerine kardeşi I.Mustafa geçti (22 kasım 1617). Kısa bir süre sonra şuuru yerinde olmadığı görülerek tahttan indirildi. Yerine I.Ahmed  oğlu II.Osman (Genç Osman) geçti (26 şubat 1618). Uç yıl sonra şiddetli soğuklar yüzünden Haliç dondu (24 ocak 1621), deniz yolu kapandığı için, İstanbul’da kıtlık ve pahalılık başladı.

I.Mustafa ve IV.Murad Dönemi İstanbul

I.Mustafa’nın ikinci saltanat döneminde İstanbul’da karışıklıklar eksik olmadı . Ocak 1622’de Rusya ve Polonya elçileri İstanbul’a geldiler. Bir yıl sonra medreseler ayaklanarak Fatih camiinde toplandı. Üzerlerine Acemioğlanlar gönderilerek pek çoğu öldürüldü(1623). I.Mustafa’nın  ikinci defa tahttan indirilmesinden sonra yerine IV.Murad geçti. Sipahi ayaklanması bastırıldı. Bayrampaşa vebası diye anılan bir veba İstanbul’da pek çok kimsenin ölmesine yol açtı. Temmuz 1628’de yeni bir sipahi ayaklanması oldu. Bunu, öteki ayaklanmalar izledi. 18 Mayıs 1632’de sadrazam Receb Paşayı boğdurtan padişah, ayaklanmalara son vermek istedi.

Cibali semtinden çıkan bir yangın şiddetli poyraz yüzünden hızla yayıldı. Üç kola ayrılarak Küçükmustafapaşa, Aşıkpaşa, Balat, Sultanselim , Unkapanı, Küçük Karaman,Saraçhane, Sofular, Halıcılar ve Mollagürani semtlerini yaktıktan sonra cumartesi gecesi söndü (2 eylül 1633). Bu yanan yerler o günkü İstanbul’un beşte biri idi. IV.Murad emri ile kahvehaneler, kapatıldı. Tütün içme yasağı kondu. Fenersiz sokağa çıkma yasak edildi (10 eylül 1633). Bu arada türlü sebeplerle İstanbul’a yerleşmiş olanların memleketlerine gönderilmeleri için emir verildi. İstanbul kaymakamı Bayram Paşa, bu emir gereğini yerine getirmeye çalıştı.

1637 Yılı eylül ayının ilk haftasında İstanbul’da büyük bir salgın hastalık başladı. 18 Şubat 1638’de ise şehzade Kasım boğduruldu.IV.Murad’ın  ölümünden sonra yerine kardeşi I.İbrahim tahta geçti. Zamanında, Balat kapısındaki mumhaneler tutuştu. Fethiye cami, Draman mahallesi ve Sultanselim semtleri yandı. İstanbul’un ünlü şahıslarından olan ve Emirgan semtine adı verilen Emirgüne Han boğduruldu. Şehzade Mehmed (1 ocak 1642) ve Süleyman’ın (15 nisan 1642) doğumları için İstanbul’da alışılagelmiş olan şenlikler yapıldı. On dört yıldır İstanbul’a gelmeyen Avusturya elçisi, I.İbrahim  tarafından kabul edildi (20 ekim 1644).

Sultanahmet Vakası

Darphane yanından çıkan yangın Beyazıt  medresesinin etrafını, hamamını, Langa-Kumkapı, Yenikapı semtlerini, Kadırga limanındaki evleri,rum ve ermeni kiliselerini de yaktıktan sonra söndü (27 haziran 1645). 5 Mart 1645’te İstanbul’da parlak bir tören yapıldı: padişahın büyük kızı Fazlı Paşaya nişanlandı. Sultan İbrahim zamanında İstanbul’da, Fransa, Venedik, Lehistan, İngiltere ve İran ile antlaşmalar imzalandı. Devlet ileri gelenlerinin ve ocağın kararı ile tahttan indirilen I.İbrahim’in yerine yedi yaşındaki oğlu IV.Mehmed (Avcı) padişah oldu (8 ağustos 1648). Zamanında İstanbul’da bazı ayaklanmalar patlak verdi. Bunlardan biri, Sultan İbrahim’in kanını bahane ederek ayaklanan sipahilerin Yeniçeri‘ler tarafından ezilmesiyle sonuçlanan Sultanahmet vakasıdır (18 ekim 1648). 1649 Yılında İbrahim devrinin ünlü siması Cinci Hoca idam e­dildi. Venedik elçisi de tutuklanarak mallarına el kondu.

Çınar Vakası – Vakay-ı Vakvakiye

21 Kasım 1652’de Esir hanından yangın çıktı. Tavukpazarı ile Bedesten’in etrafı, Valide  hanı, Elçi hanı, Mahmutpaşa çarşısı, Mercan camii, Beyazıt camii, Sorguççular ve Kalpakçılar, Mustafa paşa türbesi, Şahkulu medresesi, Sedefçiler çarşısı, Gedikpaşa ve Kadırga limanı ile çevreleri, bu büyük yangında. harap oldu. 1656 Yılı mart ayı başlarında İstanbul’da ünlü Çınar vakası oldu. Olayın sebebi, mali darlık dolayısıyla, askere maaşlarının züyüf akçe ile verilmesi ve esnafın da bu paraları kabul etmemesidir. Sipahiler yeniçerilerle birleşerek, ayaklandılar. Devlet varidatını yutarak servet yapan ve hariçten devlet işlerine karışan bazı saray ve hükumet erkanının idamlarını istediler. Bu hadise “Çınar Vakası” veya “Vak’ayı Vakvakiye” diye anıldı.

15 Eylül 1657’de Köprülü Mehmed Paşa sadrazam oldu. Köprülü Mehmed Paşa, Sadarete gelişinden hemen sonra İstanbul’da, Kadızade Mehmed Efendinin müritleri, devletin içinde bulunduğu buhranlı durumdan yararlanarak sarayda ki hamilerinden aldıkları cesaretle, koyu bir taassupla din perdesi altında yaygara kopararak çeşitli menfaatler sağlamak amacıyla harekete geçtiler, tekkeleri yıkıp tarikat mensuplarını öldürmeye başladılar. Köprülü Mehmed Paşa işin aslını öğrenince derhal harekete geçerek, bunların elebaşılarını sürdürdü ve düzeni sağlamayı başardı.

İstanbul’da Recim Cezası

18 Şubat 1659’da İstanbul’da büyük bir deprem oldu. Birçok bina yıkıldı. 24 Temmuz 1660’ta İstanbul’da büyük bir yangın çıktı. Bu yangında, harap olan ev, cami, medrese, han, dükkan sayısı 80.000’den fazladır. Aynı yılın 25 temmuzunda, Topkapı sarayının harem dairesinde yangın çıktı. Harem dairesi, Alay köşkü, divanı hümayun ve dış hazine ile defterhane hazinesinin üstleri, üçüncü kapı, zenci ağalar odaları, Valide Sultan dairesi ve iç mutfak yandı. Harem halkı Çayır köşküne kaçtı, oradan Eski saraya taşındı. 31 Ekim 1665 cuma günü yapımı tamamlanan Yenicami padişahın ve Valide Turhan Sultanın da katıldıkları büyük bir törenle açıldı.

14 Ocak 1678’de İstanbul’a gelerek, 1688 yılı temmuz ayına kadar kalan Corneil le Bruyn adlı bir hollandalı İstanbul’un gravür tarzında genel panoramalarının ve çeşitli yerlerinin resimlerini yaptı. 29 Haziran 1680 günü İstanbul bir recim cezasına tanık oldu. Suçlu görülen kadın, Atmeydanında kazılan çukura yarı beline kadar gömüldü. Halk tarafından taşlanarak öldürüldü.

IV.Mehmet,II.Süleyman ve Köprülü Dönemi

12 Ekim 1682’de ikinci Viyana kuşatması seferiyle ilgili olarak padişah İstanbul‘dan Edirne‘ye hareket etti. 1683’te İstanbul’da çıkan bir yangın binden fazla evin yanmasına sebep oldu. İkinci Viyana kuşatması sonunda uğranılan bozgun, İstanbul halkına çok ağır geldi. 7 Eylül 1687’de çıkan bir yangında 500 kadar ev yandı. Padişah, eski sadrazam Süleyman Paşayı yakalattı ve hapsettirdi. Sadaret kaymakamı Recep Paşa kaçıp gizlendi. Yerine Çanakkale muhafızı Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa tayin edildi. IV.Mehmed tahttan indirilince II.Süleyman Padişah oldu (1687). 9 Mart 1688’de çıkan bir yangında 1.500  ev ve 500 dükkan yandı. II.Süleyman’nın sefere gitmesi kararlaştırıldığından, tuğlar çıkarıldı. Fakat Yeniçeri‘ler, birikmiş ulufe‘leriyle, kendileri ve sipahiler için sefer bahşişi verilmeden, hareket etmemeye karar verdiler. Yeniçeri ağası ile kol kethüdası İstanbul’dan uzaklaştırıldı, ocakta nüfuzlu 17 kişi öldürüldü. Yeni bir sefer için gerekli masrafı karşılayacak para bulunmadığı için, “mangır” denilen bakır para basılması öngörüldü.

Bunlar için İstanbul’da Tavşantaşı’nda bir mangır darpahanesi yapıldı. Hazineye yardım düşüncesiyle, “Hamr emaneti” yeniden kuruldu. ilk defa olarak da tütün vergisi konuldu. Haziran 1689 başlarında büyük bir fırtına çıktı. Boğaz’da ve Üsküdar  ile Beşiktaş arasında bulunan kayıkların birçoğu battı. 500 kişi boğuldu. 12 Temmuz 1689’da İstanbul’da birkaç gün süren şiddetli bir deprem oldu. Bu sıralarda şehirde pahalılık arttı. Et, pirinç ve diğer eşya fiyatları yükseldi. Sadrazam Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşaya narh koyması teklif edildi. Paşa islam da alışverişin iki tarafın rızasıyla olduğunu ileri sürerek reddetti. 3 Kasım 1690’da çıkan bir yangın sonucunda Valide çarşısı (Mısır çarşısı) baştanbaşa harap oldu.

9 Mayıs 1693’te, Karanlıkmescit mahallesinden çıkan yangın Zeyrek camii ve Atpazarı’na kadar olan yerleri yaktı. 11 Mescit, 838 ev, 98 bina, 3 medrese ve 1 hamam yandı. Üst üste çıkan yangınların doğurduğu büyük yıkımlar üzerine, 1697 yılı temmuzunda hükümet karar almak zorunda kaldı. İstanbul’daki evlerin ve dükkanların kargir olarak yapılmasına dair İstanbul kaymakamı Osman Paşaya’ kesin bir emir geldi. 6 Şubat 1695’te II.Ahmed öldü. 1698 Yılı kışında, şiddetli soğuklar yüzünden, Haliç dondu. Aynı yıl İstanbul’da Şehremini semtinde 1687 yılında yapılmış olan baruthane yandı.

III.Ahmed Dönemi İstanbul

Sadrazam Çorlulu Ali Paşanın Parmakkapı’da (şimdi Carşıkapı) yaptırmaya baştattığı cami, darülhadis ve tekke tamamlandı (17 mart 1709). Padişahın kızı Fatma Sultan ile Silahtar Ali Ağanın (Paşa) nikah ve düğünleri 14 mayısta parlak bir törenle yapıldı. İsveç kralı XII.Charles’in (Demirbaş) gönderdiği elçi İstanbul’a geldi. Sadrazam tarafından kabul edilerek kralın mektubunu teslim etti. 21 Aralık 1710’da Venedik elçisi geldi. Ertesi yıl Kalmuk hanının elçisi huzura kabul olundu (22 temmuz 1771). Evvelce onarımı sona eren Galatasaray, 7 ocak 1715’te açıldı. Burası, bir acemi ocağı kışlası iken, IV.Mehmed zamanında, medreseye çevrilmişti.

III.Ahmed’in emriyle enderuna alınacak acemilerin yetiştirilme yeri haline getirildi. 10 Temmuz 1715’te Kumkapı ve eski Nişanca semtlerini yok eden büyük yangın çıktı. Padişahın emriyle, Topkapı sarayının enderun kısmında baş oda, surre odası, seferli odası ve arz odası arasında bir kütüphane yapıldı(1718). III.Ahmed kendi kitapları ile birlikte sarayda bulunan kitapların buraya konmasını bildirdi . Böylece,III.Ahmed kütüphanesi meydana geldi. Başta Kandilli sarayı olmak üzere, sarayların onarılmasına başlandı.

Sadrazam Damat İbrahim Paşanın yardımı ile Dolmabahçe ve Beşiktaş bahçeleriyle buradaki saraylar onarıldı. Pasarofça barışından sonra, III.Ahmed’in İstanbul’a dönmesiyle yeni bir devir açıldı. Bu sırada Cibali iskelesinden yangın çıktı. Hristiyan ve Yahudi evlerinin çoğu ahşap ve köhne olduğundan yandı. İstanbul’da afyon kullanılması yasak edilerek, yakalanan tiryakiler sürüldü. İstanbul’a su getiren kemerlerin bir kısmı, zamanla harap olduğundan su sıkıntısı çekilmekteydi. Kemerler onarılarak, yeni bentler eklendi. Böylece şehrin su ihtiyacı karşılandı. Padişahın emriyle, İstanbul’da Türkçe kitap basan ilk matbaanın kurulmasına başlandı . 1727’de bu matbaa tamamlandı.

Patrona Halil’in Öldürülmesi

Aynı yıl İstanbul’da, Üsküdar semtinde ilk defa olarak, bir bendesehane açıldı. Avusturya, Rusya, Hollanda, Ceneviz, Lehistan ve Venedik ile antlaşmalar imzalandı. 28 Eylül günü Patrona Halil isyanı patlak verdi. Nevşehirli Damat İbrahirn Paşa ile ünlü şair Nedim bu olaylar sırasında öldüler. Şehirde günlerce ihtilal havası hakim oldu. Dükkanlar, çarşılar kapandı. Ayaklanmaya karışmayanlar evlerine çekildi. Hristiyanlardan bir kısmı da adalara kaçtı. 15 Ocakta, başta Patrona Halil olmak üzere isyanın elebaşıları yeni padişah I.Mahmud emri ile öldürüldü. 1731’de kadınların erkekleri tahrik edici kıyafetler ile sokaklarda gezmeleri yasak edildi.

Galata tarafında akarsu olmadığından Fındıklı’ya kadar olan yerlere padişah emriyle Bahçeköy ve Balaban köyündeki derelerden, kemerlerle su getirildi. Ordunun teknik gelişmesini sağlamak için 1734’te Üsküdar’da Toptaşı’nda Humbarahane ve Hendesehane adlı birer mektep açıldı. 1746 Şubat ayında Beşiktaş sarayı sahilinde bir kasır kurduruldu. Topkapı sarayı dışında deniz kıyısındaki Sinanpaşa köşkü ve Beşiktaş sarayı ile buradaki bahçe onarıldı. 9 Mayıs 1748’de padişah Beşiktaş sarayında oturmaya başladı. 21 Temmuzda çıkan bir yangından Karaman mahallesi, Atpazarı, Sofular semti Yeniodalar diye& anılan yeniçeri kışlaları, Sarıgüzel, Halıcılar köşkü, Etmeydanı yöreleri yandı . Padişahın emri ile Yeniodalar yeniden yapıldı.

I.Mahmud,I.Abdülhamid ve III.Selim Dönemi İstanbul (Kabakçı Mustafa Paşa İsyanı)

I.Mahmud zamanında İstanbul’da Venedik,İran, İsveç, Avusturya, Rusya, Sicilya, Toscana ile  antlaşmalar imzalandı. 23 Aralık 1754’te yeni padişah III.Osman Eyüp türbesinde törenle kılıç kuşandı. III.Osman’nın kısa saltanat süresinde İstanbul yangınları birbirini kovaladı. 8 Kasım 1757’de III.Mustafa Eyüp türbesinde kılıç kuşandı. İstanbul’da yaşayan rum ermeni ve yahudilerin eski kıyafetlerini korumaları hakkında bir ferman çıkarıldı. 10 Nisan 1760’ta , Laleli camiinin temeli atıldı. I.Abdulhamid başa geçti (27 ocak 1774). Zamanında İstanbul yine çok büyük yangınlar gördü. Bunların en ünlüsü olan Cibali yangınında 20.000 ev yandı. III.Abdülhamid’in ilk devirlerinde, Rusya ve Avusturya İspanya ile antlaşmalar imzalandı.

III.Selim’in ilk devrinde, Rusya ve Avusturya ile başlayan savaşlar yüzünden İstanbul’da besin maddelerinin fiyatı arttı. Halk büyük bir sıkıntıya uğradı. Bu arada şehirde dolandırıcılık çoğaldı. Bu sebeple, Anadolu’dan İstanbul’a yakın  zamanlarda gelen hamal, kayıkçı ve dükkan çırakları geri gönderildi. Aynca, İstanbul medrese ve tekkeleri yoklanarak buralarda sürekli oturanlar tespit edildi. 1792’de Halıcıoğlunda topçu ve istihkam zabiti yetiştirmek üzere, kumbarahane kuruldu. Üç yıl sonra da gene aynı yerde Mühendishanei Fünunu Berriyei Hümayun yaptırılarak derslere başlandı. 1805 Yılı nisan ayında, İstanbul’da görülmemiş derecede soğuklar başladı. 7 Ekim gece yarısına doğru Salmatomruk mahallesinde Mollaaşki camii civarında yangın çıktı: birçok ev yandı. 25 Mayıs 1807’de III.Selim’in tahttan indirilmesiyle sonuçlanan Kabakçı Mustafa olayı patlak verdi. 4 gün sonra III.Selim’in yerine IV.Mustafa padişah oldu.

II.Mahmud Dönemi İstanbul

28 Temmuz 1808’de Alemdar Mustafa Paşa İstanbul’a gelerek, Babıali ve sarayı bastı. IV.Mustafa tahttan indirilerek yerine II.Mahmud  padişah oldu. II.Mahmud sekbanıcedit adlı yeni bir ordu kurdu. 17 Haziran 1811’de yağan sürekli yağmurlardan Beşiktaş semtini sel bastı. Bu yüzden boğulanlar oldu. 1812’de, İzmir‘den gelen bir tüccar gemisi İstanbul’a veba salgını getirdi. Salgın, önce Galata, Beyoğlu ve Tatavla’da (Kurtuluş) görüldü. Sonra Fener ve Kumkapı mahallelerine atladı. İstanbul kapılarından çıkan cenaze sayısı, eylül ayında günde 1.000  1.500’ü buldu. Galata, Üsküdar ve Boğaziçi semtleri de göz önünde tutulursa salgından ölenlerin sayısı günde 3.000’i buluyordu. 1813 Yılı mart ayı başlarında, daha önce yanan Cebeciler kışlası onarılmaya başlandı. 1817 Yılı ocak ayından ağustos ayına kadar İstanbul’da büyüklü küçüklü 73 yangın çıktı.

2 Mart 1823’te Tophane’de Firuzağa camii civarında çıkan yangında ermeni kilisesi,topçu ve top arabacısı kışlaları, Cihangir camii yandı. 1825 Yılı nisan ayında İstanbul’da çiçek hastalığı salgını görüldü. Sarayda bir şehzade ile iki sultan, hastalığa yakalanarak öldü. 3 Yıl önce Tophane’de yapılmaya başlanan Nusretiye camii 1826 yılı mart ayında tamamlandı. Yeniçeriler 15 haziran 1826’da başkaldırdı. Ayaklanma bastırılarak Yeniçeri ocağı kaldırıldı . İstanbul ile Galata ve Üsküdar’ın erkek nüfusu defterlere kaydolundu. Bu kayıtlara göre, yalnız İstanbul’da müslüman sayısı 45.000, ermeni sayısı 30.000, rum sayısı 20.000 idi.

Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendinin teklifi üzerine orduya hekim ve cerrah yetiştirmek üzere Tıbhane ve Cerrahanei Amire kuruldu (1827). Edirne barışının yapılması üzerine (15 eylül 1828), İstanbul halkı telaş ve korkudan kurtuldu. 3 Şubat 1829’da Selimiye kışlası tamamlanarak açılış töreni yapıldı. 3 Martta II.Mahmud kavuk giyilmesini yasakladı. 1831’de, İstanbul’da Takvim-i Vekayı adlı ilk gazete yayımlanmaya başladı.

3 Şubat 1832’de bazı yiyecek maddelerine narh konuldu (bir okka şehriyeye 68, bir yumurtaya 5, bir okka una 40, bir okka zeytin yağına 96, bir okka sabuna 100, bir okka yağ mumuna 158 para). Bentler temizlenerek, şehre bol miktarda temiz su gelmesi sağlandı. Beylerbeyi’ndeki ahşap saray tamamlandı ve 26 mayısta padişah buraya taşındı. 11 Eylül 1832’de İstanbul büyük bir yangın daha geçirdi. Saraçhane ve Kavafhane gibi büyük çarşılar ve İstanbul tarafının yarısına yakın kısmı yanarak kül oldu.

Tanzimat Fermanı

19 Ağustos gecesi, Beyazıt’ta Kağıtçılar çarşısından çıkan yangında Tülbentçiler ve Mürekkepçiler yandı. Rumeli’ye bir seyahat yapmaya karar veren II.Mahmud , 30 nisan 1837’de Nusretiye kalyonu ile, Varna’ya hareket etti. 21 Ocak 1839’da sabaha karşı çıkan yangında Babıali tamamen yandı. Devlet işlerinin durmaması için Babıali memurları “Divan-ı De’avi” nazırı Necib Efendinin Beyazıt’taki konağında çalışmaya başladılar. II.Mahmud , 2 temmuz 1839’da Çamlıca’daki köşkünde öldü. Babasının yerine Osmanlı tahtına 16 yaşında Abdülmecid çıktı (13 temmuz). 5 Kasım 1839’da hariciye nazırı Mustafa Reşid Paşa tarafından Gülhane bahçesinde okunan hatt-ı hümayün ile, Tanzimatı Hayriye (Tanzimat Fermanı) ilan edildi. 1841 Mart ayı başında İstanbul’da ekmeğin okkası 42 paradan 38 paraya indirildi. Yanmış olan Babıali tamamlanarak açılış töreni yapıldı.

Padişahın annesi Bezmialem Valide Sultan, yoksullar için, Yenibahçe’de bir hastahane kurdurdu (1845). Eski Gümrükönü (Eminönü) ile Karaköy kapısı arasında, dubalar üzerine büyük bir köprü kuruldu. Böylece İstanbul ve Galata birbirine bağlandı. Halk üç gün parasız geçtikten sonra, müruriye denilen bir geçiş parası alınmaya başlandı (1845). 1846’da İstanbul’da bir darülfünun (üniversite) kurulmasına karar verildi. Bu bina, adliye olarak kullanıldığı sırada, 1934 yılında yandı. 1846’da padişahın emri ile, Esir pazarı dağıtıldı. Bir süreden beri onarılmakta olan Ayasofya camii büyük törenle ibadete açıldı (19 temmuz 1849). Çırağan sarayı civarında yapılmasına başlanan Mecidiye camii de tamamlandı. İstanbul’da Encümeni Daniş açıldı (18 temmuz 1851).

Çanakkale’nin dışında bulunan İngiliz ve Fransız donanmaları, Babı Ali’nin daveti üzerine, Çanakkale’yi geçerek, Marmara denizine girdi ve İstanbul önüne geldi. Bu arada İstanbul – Edime – Varna arasında, Türkiye ve İstanbul’da kurulan ilk telgraf battı işletmeye açıldı (9 eylül 1855).

Abdülaziz, V.Murad ve II.Abdülhamit Dönemi İstanbul

Abdülmecid’in yerine tahta geçen Abdülaziz zamanında İstanbul’da Edebiyat fakültesi (1863), İstanbul Sanayi mektebi (sanat okulu) açıldı (1864). Ayrıca memurlara batı dillerini öğretmek için ilk resmi dil okulu açıldı (1864). İki yıl sonra da Mülkiye tıbbiyesi hizmete girdi. Bu arada açılan Şurayı Devlet (10 mayıs 1868), Galatasaray mektebi (1 Eylül 1868), Darülfünunu Osmani (1870) gibi okullar İstanbul’da kültür hayatına yeni bir renk getirdi.

Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden sonra (30 mayıs 1876) yerine V.Murad getirildi. Ruh hastası olan yeni padişah ancak 93 gün , tahtta kalabildi. Yerine Meşrutiyeti ilan edeceğine söz veren II.Abdülhamid geçirildi.İlk Kanuni Esasi yapıldı. Meclisi Mebusan’ın hazırlanıp açılması için alışmalar başladı. Ancak devrimcilerin ümit bağladığı Midhat Paşa Sadaretten azledilerek yurt dışına sürüldü (5 şubat 1877). Meclisi Mebusan açıldı (19 mart 1877). Fakat Meclis fazla çalışamayarak II.Abdülhamid tarafından kapatıldı. 1878-1908 Arası İstanbul halkı için İstibdat devri oldu. Halk birbirinden şüphelenmeye başladı. Bu dönemde Beyazıt’ta genel bir kütüphane (1881), Sanayii Nefise mektebi (Güzel Sanatlar akademisi) [1833], Ticaret mektebi (1884) açıldı.

II.Abdülhamid , ikinci defa Meşrutiyeti ilan etmek zorunda kaldı (21 temmuz 1908). Aynı yıl İstanbul’da Fen fakültesi öğretirne başladı. 13 Nisan 1909’da İstanbul’da 31 Mart irtica olayı meydana geldi. Selanik’te kurulan ve İstanbul’a gelen Hareket ordusu, II.Abdülhamid’i tahttan indirdi. Yerine V.Mehmed Osmanlı tahtına çıktı. İstanbul’da, ilk polis mektebi açıldı (11 kasım 1909). Aynı yıl Kadırga’da Dişçi mektebi kuruldu. 19 Ocak 1910’da bir elektrik arızası yüzünden İstanbul’un en büyük binalarından biri olan Çırağan Sarayı yandı.

Cumhuriyet Dönemi İstanbul

Sadrazam ve harbiye nazırı Mahmud Şevket Paşa, Harbiye nezaretinden Babıali’ye otomobille giderken öldürüldü (11 haziran 1913). Said Halim Paşa Sadarete getirildi. Türk ordusunu planlı bir şekilde eğitmek için Liman von Sanders, 42 kişi ile İstanbul’a geldi.

10 Haziran 1918’de, 7.500 binanın yanmasına sebep olan Fatih yangını başladı. Küçükmustafapaşa’dan Samatya’ya doğru ilerleyen yangın İstanbul’un onda birini yok etti. V.Mehmed’in ölümünden sonra (3 temmuz 1918) Vahdeddin tahta geçti. Zamanında, İstanbul ilk hava saldırısına uğradı. Birinci Cihan savaşının kaybedilmesinden sonra itilaf devletlerine ait 55 savaş gemisi İstanbul’a geldi (13 kasım 1918). Padişaha yapılan baskı sonunda Vahdeddin Meclisi Mebusanı dağıttı (30 ocak 1918). 16 Mayısta Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) Kurtuluş savaşına başlamak üzere İstanbul’dan Samsun‘a hareket etti. Anadolu’da kazanılan zaferlerden sonra padişah bir İngiliz zırhlısına binerek İstanbul’dan gizlice kaçtı (16 ekim 1922). Bu olaydan üç gün sonra T.B.M.M. kararı ile Abdülmecid E­fendi İstanbul’da halife oldu. 2 Ekim 1923’te işgal kuvvetleri Dolmabahçe meydanındaki Türk bayrağını selamlayarak, gemilerine binip İstanbul’dan ayrıldı. 6 Ekim 1923’te Türk ordusu İstanbul’a girdi.

İstanbul Gezilecek Yerler

1-Dolmabahçe Sarayı

2-Ayasofya Müzesi

3-Sultanahmet Camisi

4-Süleymaniye Camisi

5-Topkapı Sarayı

6-Boğaziçi

7-Galata Kulesi

8-Gülhane Parkı

Ayrıca şehir ile ilgili daha detaylı bilgi almak istiyorsanız İstanbul Belediyesi sitesini ziyaret edebilirsiniz. 

 

Son güncelleme :

    Yorum Yap