1. Ana Sayfa
  2. Kimdir
  3. Nasreddin Hoca Kimdir?

Nasreddin Hoca Kimdir?

       Adı Soyadı              : Müstevfi Hoca Nasreddin

       Ünvanı                    : Nasreddin Hoca

       Mesleği                   : Mistik, seyyid, mutasavvıf şair ve İslam filozofu

       Doğum Tarihi/Yeri    :  1209, İran(Nişanbur)

       Ölüm Tarihi/Yeri       : 1271,Anadolu

     Çoğumuz onun nerede doğduğunu, nerede hangi şartlar içinde yaşadığını, ne yaptığını düşünmeyiz bile… Üçümüz-beşimiz bir araya gelerek neşeli bir söz alışverişine girdik mi, çoğu zaman Nasreddin Hoca da aramızda olur. Ondan bir fıkra, bir hikâye anlatılır; ya onu yerer, ya da zekâ çarkından dökülen esprilerle sohbetimizi süsleriz.

         Türk esprisinin büyük zekâsı, tanınmış halk filozofomuz Nasreddin Hoca’yı, yalnız Türk toplumu değil, doğudan batıya her millet sever, herkes bu büyük Türkün her devirde aktüalitesini koruyan, güzel fıkralarına hayrandır.

 


   Biliriz ki Nasreddin Hoca toplum yaralarına neşter atan, fıkra büyüteci altında kusurlarımızı yüze çıkaran yaman bir bilgedir. Gerçekleri çekinmeden söyleyen, doğru yolu eğri yoldan gösteren tok sözlü kişidir. Nasreddin Hoca bu yüzden yalnız bir ad, bir fıkra, bir espri olarak önem kazandığı için çoğumuz yaşadığı çağı, hayatını sormayız bile… Ama o da bir insandır, onun da bir hayat hikâyesi vardır. Bakınız şöyle:

     Tarihî kaynakların verdiği bilgilere göre Nasreddin Hoca Anadolu Selçukluları devrinde 1208 yılında, bugün Eskişehir’e bağlı Sivrihisar ilçesinin Hortu köyünde doğmuştur. Babası Abdullah Hoca, annesi ise aynı köyden Sıdıka Hatun’dur. Bazı kaynaklarda;  Nasreddin Hoca’nın asıl adının Nasrûddin Hoca Nusrat, babasının adı ise Şemsûddin olduğundan bahsedilir.

     Nasreddin temel eğitimini Hortu’da babası Abdullah Hoca’nın medresesinde almış, çocukluk yıllarını Hortu’da geçirmiştir. Söylentilere ve onun gerçek fıkralarından çıkarılan sonuçlara göre Hortu’da çıkan kıtlık yüzünden ailesi ile birlikte Sivrihisar’a yerleşmiş, medrese eğitimini burada sürdürmüştür. Doğduğu Hortu köyünde imam olan babasının vefatı üzerine köye dönmüş imamlık görevini üstlenmiştir.

     Sivrihisar o zamanlar Selçuklu devrinin küçük fakat şirin bir kasabasıdır. Küçük Nasreddin, minareyi ilk kez burada görmüş, arkadaşlarıyla hamama gitmiş, bahçelerde çağla yolmuştu. Onun hamamdayken yumurtladıklarını söyleyen çocuklara karşı horoz taklidi yapması, ağaçtan meyve çalarken bahçe sahibine yakalanması (Ağaçta ne yapıyorsun?) sorusuna (Ben bülbülüm) diyerek bülbül gibi ötmesi sonra da bahçe sahibine (kusura bakma, acemi bülbül bu kadar öter) cevabını vermesi Sivrihisar’daki çocukluk hatıraları arasındadır. Nasreddin Hoca bir zaman sonra öğrenimini ilerletmek amacıyla başşehir (Başkent) Konya’ya yolcu olmuştur.

     Nasreddin Hoca Konya’da bir medreseye yerleşerek öğrenimine burada devam eder. O günlerde başından bir olay geçer; Şehirde bıçak taşıma yasağı vardır, o gece, şehrin Subaşı’sı, Nasreddin Hoca’nın üzerinde koca bir kasatura bulduğunda Nasreddin: Kusura bakmayın!.. Ben medrese öğrencisiyim, bu kasatura ile de kitaplardaki yanlışları kazırım diye özür diler. Subaşı’nın: Bir yanlış için bu kadar uzun kasaturaya ne lüzum var? demesi üzerine en güzel cevabı verir: Kitaplarda bazen öyle yanlışlar var ki, bu kasatura bile az gelir!

     Nasreddin Hoca’nın Konya’nın merkezinde medrese öğrenimini tamamladıktan sonra bir ara gölge kadılığı yaptığını görüyoruz. Gölge kadıları, tecrübeli hâkimlerin yanında çalışan ve bazı küçük davalara bakan kadı adaylarıdır. Odun kıran bir adamın karşısında “hınk” diyen birinin oduncudan hak istemesi, vermeyince mahkemeye başvurması, Nasreddin Hoca’yı bu davayı görürken, bir kese parayı şıngırdatarak: Hadi sende paraların sesini al diye hüküm vermesi, onun kadılık günlerdeki hatıralardan biridir.

          Bir süre sonra kadılıktan ayrılan üstadı büyük bilgin Seyid Mahmud Hayranî’nin Akşehir’e yerleşmesiyle Konya’yı terkeden ve Akşehir’e göçen Nasreddin Hoca, artık kişiliğini bulmaya ve usta bir sosyolog gözüyle olaylara neşter vurmaya başlar.

        Nasreddin Hoca’yı bundan sonra Akşehir’de gösterişsiz yaşayışı içinde, dert çeken, uman, isteyen, efkârlanan, sonunda efkârını bir nüktede boğan bir halk adamı olarak görüyoruz. Bir ziyafete yeni kürküyle gitmiş ve gördüğü itibar üzerine “Ye kürküm ye!” deyişinde insanı yalnızca dış görünüşü ile değerlendiren toplumun, doğuran kazan hikâyesinde aç gözlülüğün, Akşehir Gölüne yoğurt çalarken: Göl yoğurt tutar mı?diyenlere karşı: Ya tutarsa? cevabındaki gerçek yönleri…

        Bir gün kürsüye çıkıp da: Ey ahali ne söyleyeceğimi biliyor musunuz? diye sorduğunda, çevresindekilerden bazılarının “Biliyoruz” bazılarının da “Bilmiyoruz” cevabını vermeleri üzerine: O halde bilenler bilmeyenlere öğretsin!.. diyerek kürsüden inmesi az ders mi insanoğullarına?.. Eğitimin temel yapısı, bilenin bilmeyene öğretmesi demek değil midir?

Akşehir’deyken Moğol şehzadesi Keygar ile aralarında geçen, sonraları yanlışlıkla Timur’a mal edilen olaylar, pek bilinen fil hikâyeleri, Akşehir’de medrese hocalığı yaptığı günlerde tanınmış mollası İmad ve yanından hiç ayırmadığı sevgili eşeği Bozoğlan, Nasreddin Hoca’nın yaşayışında önemini her zaman korumuştur. Eşeğinden düştüğü zaman gülenlere; Ne gülüyorsunuz yahu, düşmeseydim zaten inecektim deyişi, yitirdiği eşeğini türkü söyleye söyleye ararken, bunun sebebini soranlara: Bir umudum şu dağın ardında, orada da bulamazsam o zaman seyredin bendeki ağıtı… cevabını vermesi, onun renkli ve çok yönlü hayatının anekdotları arasında yer alır.

        Nasreddin Hoca Akşehir’de evlenmiş ve çoluk çocuğa karışmıştır. Onun iki kızından Fatma Hatun’la Dürrü Melek’in mezar taşları son yıllarda bulunmuş ve Akşehir Müzesine kaldırılmıştır.

        Hani bir fıkrası vardır; Nasreddin Hoca bir gün çeşmeden su doldurulması için kızlarından birisinin eline bir testi verir sonra da testiyi kırmaması için sıkı sıkı tembih ederek yanağına bir tokat indirir. Bunu görenler Hoca’ya çıkışırlar Kızın ne suçu vardı da tokatladın? Hoca’nın cevabı ibret vericidir: Testiyi kırmaması için… Kırdıktan sonra, tokat atmışım, atmamışım ne önemi var? Önceden vurursam, dikkat eder kırmaz…Mezar taşlarının birinin üzerinde Dürrü Melek’in resmi de var…


Nasreddin Hoca’nın ölümü, onun yeniden doğumu olmuştur. O’nun, toplumun temeline oturan sağlam fikir yapısı her geçen gün ve yılla geçerli olmuş, yüzyıllar onu daha dinç, daha diri yapmış, şöhreti Türkiye’nin sınırlarını da aşarak dünyayı sarmıştır. Fıkraları Batı dillerine çevrilmiş, Nasreddin Hoca bugün tüm insanlığa mal olmuştur.



1996 yılı UNESCO tarafından tüm dünyada Nasreddin Hoca Yılı olarak kutlanmış olup günümüzde Nasreddin Hoca adına şenlikler, festivaller, yarışmalar ve bilimsel toplantılar düzenlenmektedir.

Türk edebiyatında mizah kültürümüzün dünyaca ünlü halk bilgesi. Türk mizah kültürünün temel direği, Türk büyükleri zincirinin ölümsüz halkası aydın insan Nasreddin Hoca’ya selâm olsun.

 

Kaynak : Anadoluyu Aydınlatanlar : Mehmet Önder (Tercuman Yayınları)

Son güncelleme :

    Yorum Yap

    Yorumlar (1)