1. Ana Sayfa
  2. Kimdir
  3. Mimar Sinan Kimdir?

Mimar Sinan Kimdir?

Eserleri ile bir ülkeyi süsleyen adam

       Adı Soyadı              : Sinaneddin Yusuf – Abdulmennan oğlu Sinan

       Ünvanı                    : Mimar Sinan

       Mesleği                   : İnşaat Mühendisi, Mimar

       Doğum Tarihi/Yeri    : 15 Nisan 1489, Karaman

       Ölüm Tarihi/Yeri       : 17 Temmuz 1588, İstanbul

      Ölümsüz eserleri, sanatları ve sözleriyle Anadolu’yu aydınlatanlar, Anadolu’ya Türklüğün değişmez damgasını vurarak, onu ebediyyen Türk vatanı yapanlar arasında eşsiz mimar Koca Sinan’ı onaltıncı yüzyıl için örnek göstereceğiz.

       İstanbul’daki Şehzade Camii’nden Edirne’deki Selimiye’ye kadar gökyüzünü kubbe kubbe yere indiren, sonra da yayından fırlamış bir ok gibi minare minare gökyüzüne ağan medreseler, kitaplıklar, imaretler, hastahaneler, türbeler, sebiller, köprülerle, bir baştan öte başa yalnız Anadolu’yu değil, Anadolu’dan da taşarak tüm Osmanlı ülkesini mimarî eserlerle süsleyen bir Koca Sinan yaşamıştı. Anadolu’da eli değmişti bu toprağın harcına, kayalarına…

        Gün ışıdıkça karlı tepeleri pırıl pırıl yanan Erciyes dağlarının gölgesindeki Kayseri şehrine bağlı Ağırnas Köyünde 1490 yılında doğmuştu. Gözleri Erciyes’in kubbeleşen yüksek tepelerinde, gönlü onun da üstündeydi. Yirmi yaşına kadar, köyünde öteki taşçı ustaları gibi o da taşları yonttu, üstüste koydu, evler yaptı, su yolları açtı.Ondan sonrası ver elini İstanbul.Sinan, İstanbul’da Yeniçeri Ocağı’na girdi, burada dülgerlik (Ahşap yapı işleri) öğreniyordu. Derken, Yavuz Sultan Selim‘in doğu seferleri başladı. Önce İran, sonra Mısır… Sinan her iki sefere de katıldı, görmediği ülkeleri gördü, buralardaki mimari eserleri incelemek fırsatını buldu.

       Ardından Kanunî Sultan Süleyman’ın Avrupa seferleri başladı. Sinan bu seferlere de gözü pek, yiğit bir yeniçeriydi. Savaşlara girdi-çıktı. Zafer üstüne zaferler kazanırken o da mutlu, o da şen-şatırdı. Ülkeler gördü, yeni ülkeler… Bir şey arıyordu, içinde birşeyler geliyordu. O da şehirler kurabilir, büyük büyük yapılar yükseltebilirdi. Aklı-fikri bundaydı. Bu amaçla gördüklerini inceliyordu ve bir gün…

Evet bir gün, Kanunî Sultan Süleyman’ın Bağdat seferi sırasında, Ordu’nun Prut suyundan geçmesi için, hemen bir köprü yapılması gerekiyordu. Komutan Lûtfi Paşa, Kanunî’ye:

–Bu işi yapsa yapsa Subaşı Sinan kulunuz yapar.

Dedi. Sinan’ı çağırdılar. Gerçekten Sinan onüç günde köprüyü kurarak orduyu karşıya geçirmişti.

       Onun bu başarısı unutulmadı. Sefer dönüşü, 1538 yılında, Saray Başmimarlığına atandı. (Bugünün Bayındırlık Bakanı) “Ser mimârân-ı cihan ve mühendisân-ı devran”– dünyadaki mimarların ve zaman içindeki mühendislerin başı- Dünyanın belli başlı mimarî eserlerini incelemiş, 48 yaşında, genç bir mimar, inşaat mühendisi olan Sinan, o günden sonra kollarını sıvayarak, tam 50 yıl aralıksız eser verdi. Viyana önlerinden, Kuzey Afrika ve Arabistan çöllerine kadar Osmanlı Devleti’nin sahip olduğu her köşesine emek verdi, dörtyüzden fazla esere imzasını attı.

Mimar Sinan, ilk hünerini Şehzade Camii’nde göstermişti. Kanunî’nin genç yaşında ölen Şehzade Mehmet adına yaptığı bu cami, kendi ifadesince, çıraklık devresi eseriydi. 1548 yılında tamamlandı, ardından, iki yıl sonra, Süleymaniye Camii’ne başladı. Sinan bu Camii için İstanbul’un en yüksek tepelerinden birini seçti. Bu, Beyazıt Tepesi idi. Camii yapımı 7 yıl sürmüş, 1557 yılında bitirilmişti. Açılışlarını, Kanunî Sultan Süleyman’a uzattı. Kanunî, anahtarları yine Sinan’a uzatarak:

–Bu câmii bizim değil, senin eserindir. Senin açman gerekir.

dedi. Böylece Süleymaniye Camii’nin açılışını Mimar Sinan kendisi yapmıştı. Sinan’ın (Kalfalık devrime aittir) dediği Süleymaniye Camii, 48 metre yüksekliğinde, 26.5 metre çapındaki muhteşem kubbesi ve dört minaresiyle eşsiz bir sanat anıtı olmuştu.Resim: Süleymaniye Camii)

Sinan bununla kalmadı. Sanat gücünün en yüksek zirvesine çıkmak, dünyaya meydan okumak istiyordu. Bu fırsatı da buldu. 1566’da vefat eden Kanunî yerine oğlu Sultan II. Selim tahta oturmuştu. Osmanlı Devleti’nin İstanbul’dan sonra ikinci büyük şehri Edirne’de şanına lâyık bir Selimiye Camii’nin yapılmasını istedi. Mimar Sinan çalışmalarına hemen başladı.  O günlerde 78 yaşındaydı. 1569 yılında camiin temellerini attı. (Cami’ye, Ayasofya kubbesinden daha büyük, daha yüksek bir kubbe oturtacağım…) diyordu. Dediğini yaptı. Ustalık devresinin en güzel, en gözde eserini verdi. Camii 6 yıl sonra, 1575 yılında tamamlandı. Dediği gibi Ayasofya’yı aşmış, Türk ve dünya tarihine ölümsüz bir şaheser kazandırmıştı. Özellikle, 70 metreden fazla yükseklikteki dört minaresi, görenleri hayran bırakıyordu. Bu incecik, sülün gibi gökyüzüne uzanan minarelerin üçer şerefesi vardı. Minarelerden ikisinin şerefelerine üç ayrı merdivenle çıkılıyordu. Merdivenlerden birisi en üst şerefeye, ikincisi orta ve alt şerefeye ulaşırdı. Üçüncü merdivenle üç şerefeye de çıkılabilirdi.

Bugün Selimiye Camii UNESCO tarafından Dünya mirasları arasında alınmıştır.Ayrıca Mimar Sinan kendi dönemi boyunca 81 camii, 51 mescit, 55 medrese, 26 darül-kurra, 17 türbe, 17 imarethane, 3 darüşşifa (hastane), 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 de hamam olmak üzere 375 eser yapmıştır.(Resim Çıraklık eseri : Şehzade Camii)

Mimar Sinan yalnız dinî yapılar yapmakla kalmadı. Saraylar, köşkler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, medreseler, su kemerleri, köprüler de yaptı. Köprülerden en güzeli İstanbul yakınlarındaki 26 gözlü Büyükçekmece köprüsüdür. Baştan söylediğimiz gibi Koca Sinan bir ülkeyi yeniden kuruyordu. 9 Nisan 1588 tarihinde yaşamının bittiği zaman 98 yaşındaydı. Türbesini ölümünden az önce kendisi yapmıştı. Onu Süleymaniye’deki gösterişsiz küçük türbesine gömdüler. O bu türbeye sığmazdı, o gökkubbeye sığabilirdi ancak…

 Sinan’ı anlatmaya, Sinan’ın eserlerini sayıp dökmeye, söz bitmez, sayfalarımız yetmez. Sinan’ı ayakta duran, ölümsüz şaheserleri anlatabilir, onun büyüklüğünü bu eserler dile getirebilir ancak…

        Yıl 1990 ve Mimar Sinanın yaptığı Şehzade Camiinde , Caminin kemer kısmına restorasyon çalışması yapılacaktır. Mühendisler kemerdeki taşları sökerken iki taş arasına yerleştirilmiş bir şişe bulurlar şişeyi açtıklarında aşağıdaki resimi ve bir yazıyla karşılaşırlar. 

“Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşaa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum.” 

Kaynak : Anadoluyu Aydınlatanlar / Mehmet Önder , Ahaber

 

 

 

Son güncelleme :

    Yorum Yap