1. Ana Sayfa
  2. Kimdir
  3. Mevlana Celaleddin Rumi Kimdir?

Mevlana Celaleddin Rumi Kimdir?

   

       Adı Soyadı              : Jalāl ad-Dīn Muhammad Balkhī

       Ünvanı                    : Muhammed Celâleddîn-i Rumi, veya kısaca bilinen adıyla Mevlânâ

       Mesleği                   : Şair, Fıkıh, âlim, ilahiyatçı ve Sufi , mutasavvıf

       Doğum Tarihi/Yeri    : 18 Aralık 1273, Konya

       Ölüm Tarihi              : 17 Aralık 1273

       Ölüm Yeri                : Konya 

      Ölümünden bu yana asırlar yıl geçtiği halde, her devirde yeni, her devirde eserleri okunan, sevilen, ilahi aşkın doruğu. büyük Türk mutasavvıfı, Mevlana Celaleddin’le söze başlıyor, sohbete onunla giriyoruz.

 

Üç sözden artık değil,

Bütün ömrüm şu üç söz:

Hamdım, piştim. yandım ...

 

diyerek hayatını üç kelimeyle özetleyen, ölümüne yakın günlerde (Ömrümden elde ettiğimi anlatırsam, söz şu üç kelimeyi aşmaz:  Yandım, piştim, hamdım … ) diyen, bu feryadla bütün bir cihanı, ilahi aşk ve cezbesiyle çevresinde toplayan, gönüllerin huzuru, umutsuzun umudu, sevgi durağı, büyük insan Mevlana’dan söz edelim önce …

 

       Onüçüncü yüzyılın başlarında, bazı kaynaklara göre, 30Eylül 1207’de, Horasan’ın Belh şehrinde doğdu. Babası,Belh’in ünlü bilginlerinden (Sultan-üI·Ulema) diye tanınan Bahaeddin Veled, annesi Mümine Hatun’dur. Bahaeddin Veled, Belh’te doğan fikir ayrılıkları ve Moğol akınları yüzünden, ailesi ile birlikte Belh’ten göçtü. Bu sırada Mevlana on-oniki yaşlarındaydı. Nişapur, Bağdat, Mekke, Medine. Şam, Halep yoluyla Anadolu’ya geldi. Önce Karaman’a, daha sonra da Selçuklu Devleti başkenti Konya’ya yerleşti, Mevlana Celaleddin, babası Bahaeddin Veled’in 1231 yılında Konya’da ölümünden sonra, bir süre Tırmizli Seyid Burhaneddin’in manevi terbiyesi altında eğitim gördü.Daha sonra, tahsilini ilerletmek üzere Halep ve Şam’a giderek, bu şehirlerde bir süre kaldı. Konya’ya döndüğü zaman medreselerde ders veriyor, genç bir bilgin olarak halktan ve öğrencilerinden büyük saygı görüyordu. Bu durumdayken, 1244 yılında, Tebrizli Şemseddin adında bir dervişle tanıştı. İşte ne olduysa bundan sonra oldu, Hayatının seyri değişti. Medrese’yi, öğrencilerini bir kenara itti, Can dostu Şemseddin-i Tebrizi ile bir odaya kapanarak günlerce ilahi sohbetlerine daldı. Mevlana, Şems’in eşi bulunmazbir mürşid olduğunu anlamış, onda mutlak kemalin varlığını, cemalinde Tanrı nurlarını görmüştü.

      Konya halkı tarafından çok sevilen, dersi, vaazları dinlenen,fetvası kabul edilen Mevlana’nın, birdenbire ortalardan çekilivermesi çevresinde şaşkınlık yarattı, “Buna sebep olan Şems’dir” denildi. Olayların tehlikeli bir biçimde Şems aleyhine döndüğü bir sırada Şems, ansızın kaybolduOnun Konya’ya geldiğini gören olmamıştı, gittiğini de gören olmadı.

 

      Mevlana üzgündü, odasına kapanmış yanıp yakılıyor,Şems’i özleyiş içinde coşkun gazeller yazıyordu. Mevlana’nın gönül iniltilerine oğlu Sultan Veled dayanamadı. Şems’i aramaya çıktı. Onu Şam’da buldu, Konya’ya getirdi, Mevlana olgunluk çağını yaşıyor, Şems’in irşadlarıyla pişiyordu.O günlerde, Şemse karşı olanlar, yeniden harekete geçtiler.Sonunda 1247 yılının bir kış gecesi Şems, ortadan kaldırıldı.

      Şems’in daha önce olduğu gibi ansızın kaybolduğu söyleniyor, Mevlana böyle avutuluyordu. Mevlana’nın ise avutulmayla başı hoş değildi. Şems’in yokluk acısıyla yanık gazeller yazıyor “Divan-ı Kebir” adlı büyük eseri meydana geliyordu. Bugünlerde onun en yakın dostu Selahaddin-i Zerkubi adlı, gönlü saf, yüreği coşkun bir dervişti. Onun da ölümünden sonra, çelebi Hüsameddin, Mevlana’nın yakınları arasında en seçkin yeri aldı, onun teşviki ile Mevlana, en büyük eseri Mesnevi’yi söyledi, Çelebi Hüsameddin de yazdı. Mesnevi cilt cilt yazıldıkça yıllar da birbirine ulandı. Mevlana ihtiyarlamış, zayıf bedeni geceli gündüzlü çalışmalardan, hele içinde kaynayan aşk volkanının dayanılmaz ateşinden çökmüştü. Bir gün, hastalanıp, yatağa düştü haberi şehri sardı. başta, Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev olduğu halde, vezirler, emirler ziyaretine koşuyor, doktorlar başucundan ayrılmıyorlardı.Hastalık kırk gün sürdü. Sonunda, 17 Aralık 1273 pazar günü akşama doğru parlak bir güneş Konya’nın batısındaki dağların ardında batarken, beri yanda da bir irfan güneş; Mevlana, fani dünyadan ölümsüzlük alemine kanat açıyordu.

      Mevlana:(Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama. Bizim mezarımız arif kişilerin gönülleridir,) dediği halde. onu sevenler, onun ardından içli gözyaşları dökmekten kendilerini alamadılar. Ertesi sabah, büyük bir cenaze alayının hazırlıkları başladı. Irk, din, mezhep farkı olmaksızın, onu seven herkes koşuyor, Mevlana’nın tabutuna el atıyorlardı. Mevlana, bugünkü türbesinin bulunduğu yere, babasının mezarı başucuna gömüldü.

       Mevlana’nın ölümünden kısa bir süre sonra, mezarı üzerine bir türbe yapıldı. Bu türbe, daha sonra kurulan ve gelişen Mevleviliğin merkezi oldu, Mevlana  Dergahı adını aldı. Mevlana, şiirleriyle-sanatıyla, düşünce ve fikirleriyle coşkun,lirik bir (sofi)’dir. Onun Tanrı’ya yönelen yolunda en büyük kılavuz aşk ‘tır. Mevlana ilahi aşkının uçsuz-bucaksız denizinde, kendi ifadesiyle: (suyun şekerle eridiği gibi)erimiş, denizin kendisi olmuştur. Fikirleri bu yolda uyarıcı, aydınlatıcı ve kemal’e götürücüdür.

      Doyumsuz, kanıksanmayan bir aşk içinde, şiirle, müzikle,sema ile yuğrulan Mevlana, insanı ve insanlığı seviyor,(Seviyoruz ve hayatımızın güzelliği o yüzden … ) diyor·Onun:

 

Gene gel gene..

Her kim olursan. gene gel gene...

İster kafir ol, ister mecusi, ister putperest

İster yüz kerre bozmuş ol tövbeni

Umutsuzluk kapısı değil bu kapı,

Nasılsan öyle gel…

diye tüm insanlığa seslenişi bundandır.

 

        Mevlana çok yönlü, her yönüyle aydınlık, ileri fikirli bir düşünür olarak yüzyıllardan beri büyük bir hayranlıkla okunmuş ve eserleri ilgi ile izlenmiştir. 6 ciltlik büyük eseri Mesnevi’sinde, bir ney sesi ile insanlığa doğruyu, iyiyi ve güzeli öğütleyen bir mürşid, Divan·ı Kebir‘inde köpürerek çağlayan coşkun bir hatip.(Fih-i Mafih)’inde tasavvvuf yollarını birer birer açıklayan olgun bir sofidir. Onun (Mektubat) adlı bir eseri daha vardır. Mevlana bu eserinde, halkın koruyucusu ve adaletin yayıcısı olarak görünmektedir. Mevlana, fikirleri ve şiirleriyle, susuz gönüllere pınarlar akıtan, insanlığın sulh ve sükuna, hürriyete, karşılıklı güven ve sevgiye, ezeli dostluk ve kardeşliğe gerçek inanca olan özlemini dile getiren bir Türk büyüğü olarak, her geçen gün daha çok sevilmekle ve sayılmaktadır.

      Mevlana, eserlerini, o devrin bilim ve edebiyat dili olan Farsça ile yazmıştır; onun Türkçe,Arapça ve Rumca şiirleri de vardır. Yazımızı onun şu iki şiiriyle tamamlıyoruz:

Sevgiden tatlıdır safileşir,

Sevgiden bakırlar altın kesilir,

Dertler sevigle derman olur.

Ölüler sergiden dirilir,

Şah bile sergiye kuldur, köledir.

Olduğun yerlere uğrayamam korkumdan,

Kıskanırlar sana aşıklık edenler birden.

Gece gündüz yaşıyor gönlüm içinde sensiz,

Seni görmek diledikçe bakarım gönlüme ben.

Son güncelleme :

    Yorum Yap