1. Ana Sayfa
  2. Kimdir
  3. Gülşehri Kimdir?

Gülşehri Kimdir?

 

       Adı Soyadı              : Ahmet(Kesin Değil) 

       Ünvanı                    : Gülşehri

       Mesleği                   : Şâir ve Mutasavvıf

       Doğum Tarihi/Yeri    : 1250, Kırşehir

       Ölüm Tarihi/Yeri       : 1350,Kırşehir

Anadolu Selçuklu Devleti’nin son devirlerinde (Osmanlı Devleti kurulmadan önce), Sultan Veled, Yunus Emre, Âşık Paşa gibi Türkçe yazıp Türkçe söyleyen şairlerimiz arasında Gülşehrî’yi de anmak, Anadolu’yu aydınlatanlar arasında ona yerini vermek onu açıklamak gerek…

13.yüzyılın sonlarıyla 14. yüzyılın ilk yarısında yaşadığını bildiğimiz Gülşehrî’nin asıl adı Ahmed’dir. O çağlarda bir bilim ve tasavvufî şehri olarak tanınan Kırşehir’de doğduğu, ömrünün sonuna kadar burada yaşadığı söylenir. Kırşehir’in ilk adı Gülşehir olduğu için Gülşehrî takma adını almış, bu adla tanınmıştır.

Gülşehrî’nin Kırşehir’de Ahi Evran’dan sonra kurulan Ahilik teşkilâtının başında bulunduğunu, bu teşkilâtın yayıcılarından olduğunu ve ustası Ahi Evran’ın etkisinde kaldığını şiirlerinden öğreniyoruz. Bu şiirinde bize : 

Elli yıl ben ansız durmadım

Yaza yaban durgun görmedim

diyerek tam elli yıl, Ahi Evran’la kaldığını, onsuz yapamadığını söyleyen Ahmed Gülşehrî, birçok şiirinde onu över.

Gülşehrî’nin, Ahi Evran hakkında yazdığı risaleden başka, onu Türk edebiyatının Türkçesi güçlü bir şairi olarak tanıtan eseri Mantıkut-Tayr olmuştur. Diğer adıyla Gülşenname(Kuş Dili) mesnevisidir.

 

        “Kuş dili”(Gülşenname) anlamına gelen Mantıkut-Tayr, tanınmış mutasavvıf Feridun Attar’ın aynı adla bilinen Farsça eserinin Türkçeye manzum çevirisidir. Ahmed Gülşehrî, bir tasavvuf eseri olan Mantıkut-Tayr’ı, daha başka kaynaklardan ve özellikle Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden aldığı hikâyelerle süslemiş, kendi tasavvuf görüşlerini de katarak orijinal bir eser haline getirmiştir. Gülşehrî, bu eserinde Türk diline hayrandır. Türkçenin Farsça ve Arapçadan üstün, tatlı bir uyuşumu olduğunu, bunu belirlemek içinde “Kuş Dili” eserini yazdığını söyler.

        Altıyüz seksen yıl önce yani 6 asır önce, Türk dilinin hor görüldüğü, Arapça yazıp söylemenin hüner sayıldığı devirlerde,(Selçuklu) Anadolu’nun göbeğinde bir bilim adamının, bir şairin çıkarak (Türkçe) diyerek kükreyişi, Türkçeye kucak açışı, onu özlemle bağrına basması büyük yiğitlik, büyük vatanseverliktir. Gülşehrî, çağdaşı Yunus Emre’yle hemşehrisi Âşık Paşa’yla birlikte, bu büyüklüğü göstermiştir.

 

Feleknâme isimli eserlerinin de olduğu bilinen Gülşehri kaç yıl yaşamış , ne zaman ölmüş bilinmez.

        Bilinen, ondan gelen, sararmış kâğıtlar üzerindeki sesler ve nefeslerdir. Kırşehir’in gül bahçelerini çok sevdiğini, gülleri “kendine yâr” eylediğini, bütün sözleri bir yana iterek “ Bülbül gibi gül sözü söylemeyi” istediğini anlatan şiirler onundur:

 

Her gülü kim kendime yâr eylerim

Her gice vasfını tekrar eylerim.

Her seher kim gül çemende açılan

Kamudan ilkin bana karşı güle.

 

Nevbahar oldu kim bülbül söyleye

Aşkını maşukuna şerh eyleye

Kamu sözü gel ki terkeyleyelim.

Bülbül gibi gül sözü söyliyelim…  

 

            “Kudûrî Tercümesi” adlı eseri ise henüz gün yüzüne çıkmamış,ele geçmemiştir. Feleknâme adlı eserini Gülşehrî, o tarihlerde Anadolu’da hüküm süren İlhanlılar’dan Gazan Hân’a sunmuştur.

          Öyle ki, kendisinden beşyüz yıl sonra, onun açtığı Türkçecilik çığırından bir ozan Dadaloğlu gelecek, o da Gülşehrî gibi Kırşehir’in uçsuz-bucaksız gül bahçelerine bakarak şöyle seslenecektir:

 Biter Kırşehir’in gülleri biter

Çağrışır dalında bülbüller öter

Ufacık güzeller hep yeni yeter

Güzelin kaşında keman görünür.

         Gülşehrî, Kırşehir’in özlem dolu Özbağlarında, ana dili öz Türkçesiyle çevresinde toplanan ahilerle görüşüp bilişirken asla şeyhlik, sultanlık davasında bulunmamış, onlardan biri olarak onları konuşturmuş:

Ne derviş isteriz, sahip, ne sultan,

Ne dert işimize gelir, ne derman.

 

     

       14. yüzyılın Anadolu’da yetişen bu Türkçeci şairi, Yunus Emre(şair) kadar arı-duru, Yunus kadar güçlü saymasak bile, onun yolunda ve izinde, ilk Türkçeciler arasında ona, önemli bir yer ayırmak zorundayız. Gülşehrî, Anadolu’yu ve bizi aydınlatan aydın kişilerin başında şuurlu ve idealist bir Türkçeci olarak her zaman dile getirilecektir.

Resim : Ahmed Gülşehri Türbesi / Kırşehir

 

Kaynak : Anadoluyu Aydınlatanlar – Mehmet ÖNDER – Tercüman Yayınları

Son güncelleme :

    Yorum Yap